9 Ocak 2014 Perşembe

Yok Olan Cennet Ballıkayalar

Ballıkayalar Kanyonu
Şehirde doğup büyümüş, doğaylar 30'lu yaşlarda tanışmış birisi olarak Ballıkayalar'ın ayrı bir yeri var bende. 4 yıl önce fotoğraf çekmeye başlayana kadar ilk ve tek doğa maceram Ballıkayalar'da olmuştu. 90'lı yıllarda okul olarak günü birlik geldiğimiz gezide tertemiz sularında yüzdüğümü hatırlıyorum. O günkü şartlarda kayaların içersindeki gölcükler ne kadar da büyük gelmişti bana. Aklımda hep öyle kaldı o günder beri. Bir de suyun içinde oynarken düşüp kafamın yarılması var tabi. İzini taşırım halen.

Yaklaşık 20 sonra tekrar gittiğimde ise büyük hayal kırıklığı yaşadım. Zaman içersinde suları oldukça kirlenmişti.Bu durum üzmüştü beni.  Suların kirlenmesin sebebi tarımsal amaçlı kullanılarn ilaçlar ve fabrikaların atıkları. O güzelim şelalerinde oluşan köpüklerde rahatlıkla anlayabiliyorsunuz oluşan felaketi.
Ballıkayalar
Her şeye rağmen Ballıkayalar, Gebze'nin  uçsuk bucaksız fabrika çölleri içerinde bir vaha gibi. İstanbul'a yarım saat mesafede şehirde uzakta nefes alabileceğiniz bir doğa harikası. Doğa yürüyüşçülerinin her yıl en az bir kere uğradığı bir rota.

Adını kayalıklarının altın sarısına çalan renginde alan kanyon, kaya tırmanışı oldukça müsait olmasında dolayı dağcıların okulu gibidir. Her hafta sonu muhakkak bir öğrenci grubu görebilirsiniz. Biz de bu duvarlarda tırman fırsatı bulmuştuk. İple yaklaşık 50 mt'lik mağara inişi yapmak çok keyifliydi.
Ballıkayalar
Sanayi ve insan kalabalığının getirdiği kirlilik ile birlikte yapımı planlanan baraj ve yollar sebebi ile büyük bir tehlike altında. Bu cennet kanyon yok olma tehlikesi ile karşı karşıya maalesef.

Kanyonun korunması amacı ile açılan imza kampayası için tıklayınız.
Ballıkayalar
Ballıkayalar
Ballıkayalar Büyük Şelale
Ballıkayalar Küçük Şelale
Ballıkayalar Mağara
Ballıkayalar Mağara
Ballıkayalar
Ballıkayalar
Ballıkayalar Kanyonu

2 yorum:

Adsız dedi ki...

çocukluğumun ve minik adımlarımın izleri hala aklımda. 8 yaşlarında ballıkayalara doğru heyecanla kaçamak yapardık. ailelerimizden habersiz uçsuz bucaksız bir yolculuktu bizim için. yol kenarlarında çeşit çeşit meyveler(kiraz,şeftali,elma vs.) cennet bahçelerinden bir parçaydı sanki. burası DİLOVASI idi. ismindende anlaşıldığı gibi bir ovaydı buralar. havası suyu toprağı bir başkaydı, verimliydi. o yıllar çocuk olmanın heyecanıyla tüm ağaçlar bizimdi tüm meyveler bizimdi. bisikletlerimize biner(kemik Jantları vardı :) ballıkaya'ya doğru yolculuğa çıkardık. Hatta çoğu zaman bisikletlerimiz yolda bozlulurdu. yollar toprak ve patikaydı. yolda lastiklerimiz patlardı. yedekte şambrel ve yama olmayınca mecbur şambrel yerine o görevi üstnelecek hortumlara ihtiyaç duyardık. yani çocukken yaratıcıydık ve üretirdik. şimdi ise malumunuz herşey ortada. Ne bir meyve ne ırmak ne bir ova, hiç birşey bırakmadı o ensesi kalın ağabeyler/patronlar/ağalar.. iyiyide yapan insan, kötüyüde yapan insan.. Wesselam.

Fatih YILDIZ dedi ki...

Anlattıklarınız benim çocukluğuma ne çok benziyor. Maalesef biz büyürken sadece biz değişmedik. Şehirde çok değişti. Tanınmaz hale geldi. Kabına sığmadı doğayı yutmaya başladı. Hatta bitirdi. Bunu yapan yine biziz sonuçta. Sen ben o.

Yorum Gönder

 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys