31 Temmuz 2014 Perşembe

Sonuncu İz : Yörüklerin Peşinde Bir Osman Şahin Öyküsü


Öykü ile hikaye arasında bir fark var mıdır yok mudur bilemiyorum. Bu tartışmayı edebiyatçılara bırakıyorum. Ancak bu iki türün Anadolu kültürüne romandan daha yakın olduğunu düşünüyorum. Osman Şahin'in "Sonuncu İz" öykü kitabını okuyunca buna daha çok kani oldum.

Sonuncu İz, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde geçen 7 öyküden oluşuyor.  Kitaba ismini veren Sonuncu İz, tam bir yol hikayesi. Kitap beni çeken de bu tarafı oldu zaten. Arka kapak yazısını okur okumaz bir yakınlık hissettim. Hele hele daha ilk sayfasında yapılan yolculuğu anlatması can kalbimden vurdu beni.

- Uzun, hızlı akan dereleri geçerek, bitmek tükenmez yokuşları çıkarak, sisleri, bulutları yararak, kayalıkları arkadan, yandan dolanarak yaptığım bir yolculuktu bu. (Sayfa 11)

Öykü, bir adamın arkadaşının aşağıdaki tavsiyesi ile Bolkarlara yapılan yolculuğu anlatıyor.

-Yürümeyi seviyorsan, Bolkarlara doğru yürü ! Oralarda göremediğini görecek, şaşırtıcı "izler" bulacaksın, insana ait "son izler". (Sayfa 12)

Daha sonra Bolkarların muhteşem atmosferi anlatılarak yolculuk anlatılmaya devam ediliyor.

- Yürüdükçe güneşin gökteki yoluna göre gölgem önüme düşüyor. Adımlarım benden kaçar gibi oluyor. Eski Yörük mezarlığından geçiyor yolum. Ölüm ve yaşam bir arada yan yana.  (Sayfa 13)

Bolkarların zirvelerine ulaştığında üst üste yığılmış taşlar görür. Ve sonuncu ize ulaştığını anlar. Bu taşların bizim dağ tırmanışlarında zirvelerde gördüğümüz taşlar olduğu aklıma geldi hemen.

Sonunda uyku ile uyanıklık arasında bir rüya görüyor. Bir anda yörüklerin dünyasında buluyor kendini.

Osman Şahin, Anadolu'dan beslenenerek 40 küsur yılını öykücüleğe adamış usta bir yazardır. Köy Enstitüsünden yetişen Şahin'in hayatı Anadolu'nun köylerinde geçer. Böylece en ince damarlara bile inebilmiş, gizli kalmış hikayeleri günyüzüne çıkartabilmiştir. Ayrıca bir çok öyküsü senaryolaştırılarak filme çekilmiştir. Yeşilçam sinemasında defalarca izlediğimiz Züğürt Ağa, Kibar Feyzo, Kurbağalar, Adak, Kan, Tomruk ve daha birçok yapım Osman Şahin'in öykülerine dayanır.

Sonuncu İz'deki diğer öykülerde de bu sinema tadını bulacaksınız zaten. Ancak beni en çok etkileyen ise okuduğum öykülerden bir tanesi annemin anlattığı hikayelerde birisinin neredeyse aynısı olması. Okuduğum zaman annem anlatıyor zannettim neredeyse.

Mersin doğumlu olan Şahin'in dili Yörüklerin dilidir. Türkmenleri dilidir. Yani göçün, yolculuğun dilidir. Bizim dilimizdir.

- Uzun yol insanı olmadığımız için kar kekliği gibi sekmeye başladık.  (Sayfa 86)



28 Temmuz 2014 Pazartesi

Vincet Urban

Vincet Urban'ı Twitter'da Türkiye tanıtım videosu ile tanıdım. Çok güzel çalışmaları var. Gezilerde daha çok fotoğrafa yoğunlaştığımızdan  video çekmeyi önemsemiyoruz. Bu arkadaşın yaptıklarını görünce imrendim açıkçası. Çalışmalarını proje disiplininde yaparak kurguya büyük önem vermeleri dikkatimi çeken husus oldu. Etkilenlediğimi ve benzer çalışmalar yapmak istediğimi belirtmek isterim. Sizin de tanımanız için kendi sayfasından yayınladıkları filmleri sizinle paylaşmak istedim.

Türkiye


In Turkey - 2014 from Vincent Urban on Vimeo.


Fas


In Morocco - 2013 from Vincent Urban on Vimeo.


Umman


In Oman - 2014 from Vincent Urban on Vimeo.





27 Temmuz 2014 Pazar

Çeşme : Ege'nin 4 Elementi Güneş Deniz Kum Rüzgar

Çeşme, insanı saran güneşi, sıcak ve soğuk denizi, altunkum plajları ve 4 mevsim eksik olmayan rüzgarı ile insanı cezbeden bir coğrafyaya sahip. Tarih boyunca da özellikle denizcilerin ilgisini çekmiş. Bunun bir nedeni de kana kana su içtikleri çeşmeleri. Şehrin ismi de buradan geliyor zaten. Ege'nin susuz adalarına karşılık cennet kevseri gibi. Çeşme'de kaldığım 5 günün her bir dakikasının keyfini çıkarmaya çalıştım. Bize sunduğu her bir güzellikten nasibimize düşeni almaya çalıştım. Neler gördüm neler yaşadım sırayla anlatacağım. Benden sadece kumsallarda çekilmiş fotoğraflar paylaşacağımı düşünmediğinizi biliyorum. Turist gibi değil gezgin gözüyle Çeşme'yi tanıtmaya çalışacağım.

Ilıca :

Ilıca - Arkada ünlü Sheraton Çeşme Oteli
Çeşme'de iki türlü deniz sıcaklığı vardır. Kuzey kıyıları sıcakken güney kıyıları ise soğuktur. Bunun nedeni ise okyanuslardaki gibi sıcak akımları değil, deniz tabanında ortaya çıkan sıcak su kaynakları olan ılıcalardır. Bildiğiniz kaplıcalar. Denizin ortasında yüzlerce sıcak su kaynak tespit edilmiş. Bu kaynaklardan çevredeki otellere termal su temin edilmekte. Bu yüzden sağlık turizminin de başkenti sayılmaktadır.  

Çeşme Ilıca'da gün doğumu
Sıcak su kaynakların bulunduğu bu bölgeye Ilıca ismi verilmiş. Çeşme'nin km'lerce uzayan en güzel kum plajları da bu bölgededir. Kıyıya yakın olan bir ılıcaya ise dalga kıran yapılarak denizin ortasında kaplıca keyfi yaşanması sağlanmış. Bölgenin yaşlıları denizin en sakin olduğu  olduğu zamanda buraya gelerek suya girmekteler. Bizde ayaklarımızı tertemiz suya sokarak sıcak suyu hissettik. Kaya balıkları aldırış etmeden ayklarımız altında yüzmeye devam ettileri. 4-5 mt açılanlar kaynağın tam ağzına denk gelen bölgesinde suyun daha sıcak olduğunu söylüyorlar.
Denizin ortasında kaplıca
Sıcak denizler bu olsa gerek

Altınkum Plajı :

Ilıca Plajı'nın tersine buranın suyu en sıcak günlerde bile insanı üşütecek kadar soğuktur. Bu nedenle büyük tesisler yapılmamış ve doğallığı bozulmamış. Çok güzel bir kumsalı var. Ailecek çok güzel zaman geçirilebillecek bir yer. 10 dk mesafede Çeşme merkezin güneyinde yer almaktadır.
Çeşme Altınkum Plajı
Erythrai(Ildırı) Antik Kenti :

Muhteşem Ege Manzarasına karşı  Erythrai Antik Kenti Tiyotsu 
Çeşme, doğal limanları ile tarih boyunca denizcilerin hüküm sürdüğü bir bölge olmuş. İlk yerleşim kuran kavim ise Girit'ten gelen İyon'lardır. Tarihte kurulan  12 İyon şehrinden bir tanesi de Çeşme'nin 23km kadar kuzeydoğunda yer alan Erythrai(Ildırı) Antik Kenti'dir. Kent sırasıyla Lidya, Pers, Büyük İskender, Pergamon (Bergama) Krallığı, Roma İmparatorluğu ve son olarak Osmanlı hakimiyetine geçmiş. Kentte Athena Tapınağı, Tiyotro, Akropol, Agora ve geç döneme ait Matrone Kilisesi kalıntıları bulunur. Kent hakkında daha detaylı yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Athena Tapınağı
Koyun Başı Heykeli
Çeşme Kalesi :


Çeşme Kalesi ve Limanı
Çeşme'nin en önemli simge yapıların bir tanesi Çeşme Kalesi'dir. 2.Beyazıt döneminde inşa edilen bir Osmanlı Kalesidir. Hem savaş hem ticaret gemilerini korumak amacı ile yapılmış. Günümüze kadar da çok güzel korunarak gelmiş. Erythrai(Ildırı) kazılarında ortaya çıkarılan ederlerin sergilendiği Çeşme Arkeoloji Müzesi'ne ev sahipliği yapmakta. Ayrıca Osmanlı'nın en hazin savaşlarından olan Kırım'ın Ruslara kaybı ile sonuçlanan Çeşme Deniz Muharebesi'ne ait bir bölüm bulunmaktadır.
Kale hakkında daha detaylı yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Kale'den Çeşme  İlçe Merkezi ve Körfezi
Dalyanköy:


Çeşme Dalyan Yat Limanı
Dalyan,Çeşme'nin kuzeyinde küçük bir haliç. Doğal bir yat limanı vazifesi görüyor.Ayrıca çevresinde çok güzel balık lokantaları da mevcut.  Çeşmenin el değmemiş koylarında yüzmek için buradan kalkan tekneler bulabiliyorsunuz. Biz de otelimizin düzenlediği bir tekne gezisine çıktık. Hayatımda ilk defa açık denizde yüzme cesareti gösterdim. Çok iyi yüzme bilmesemde tekneden atlayı kıyıya kadar yüzdüm.
Dalyan'ın girişinde Turgut Reis'in heykeli karşılıyor sizi. Tam karşısında da denizkızı var. 
Zıplayacak böyle zıplayacaksın :))
Fenerburnu : 

Çeşme Fenerburnu
Çeşme'de güzel bir günbatımı çekmek için çıktığımda keşfettim Fenerburnu'nu. Çeşme'den Çiflikköy'e giderken sağ tarafta dikkatimi çekmişti. Ufak bir girinti vardı sahilde. Bir tarafından Çeşme'yi diğer taraftan da Sakız Adası'nı göreceğimi tahmin ederek girdim yola. Muhteşem bir manzara ile karşılaştım. Sadece günbatımın her rengini çekmekle kalmadım kayalarda uzun pozlama bile yaptım. Tam mavi saatte Çeşme'yi çekecekken şarjı bitirdim maalesef.
Fenerburnu'ndan Çeşme ve Çeşme Limanı

Kayalıklarda uzun poz denemeleri
Manzarayı sakince izleyerek tadını çıkardıktan sonra ekipmanları toplayıp otele dönerken yol kenarında ışıklı hareketli bir duvar dikkatimi çekti. Merak edip geri döndüğümde hayretler içersinde kaldım. 15 mt boyunca bahçe duvarı akvaryumdan yapılmış iki villa vardı. Yenilebilir yüzlerce deniz balığı vardı içinde. Yaptıranın sevkine hayran kaldım. Tatil bitimi dönüş yolunda hem fotoğrafını çekmek hem de çocuklara göstermek için tekrar geldim. Bu sefer baya kalabalık bir grup vardı evin önünde. Rehberler evi göstermek için turlarına dahil etmişler. Bir kere daha hayret ettim.
Akvaryumlu Ev
Bahçe Duvarınızı Akvaryum olarak hayal ettiniz mi ?
Sakız Adası :


Sakız Adası, Çeşme'nin bir gerçeği. Her gün ona bakarak günleri bitiyorlar. Her yerden duvar gibi önlerine çıkıyor. Bostancı'da Adaları seyreder gibi gece adanın ışıkları seyrediyorsunuz.
Sakız Adasının Işıkları


Yel Değirmenleri : 


Rüzgar Gülleri
Çeşme dedimmi rüzgar akla geliyor. Haliyle böyle olunca geçmiş zamandan beri bu güç enerjiye dönüştürülmeye çalışılmış. Geçmişte yel değirmeleri yapılarak buğdaylar öğütülürken günümüzde rüzgar tribünleri yapılarak elektrik üretiliyor. Çeşmenin  her yerinde rüzgar enerji santrallerini  (RES) görebiliyorsunuz. Özellikle İzmir'den gelirken otoban kenarından çok güzel bir manzara sunuyor.

Çeşme Alaçatı Yeldeğirmenleri

Çeşme-İzmir Otobanından Rüzgar Santralleri

Alaçatı


Çeşme dedim mi Alaçayı'yı anlatmadan olmaz. Son dönemde ünlülerin de merak salmasından dolayı şanı Çeşme'nin bile üstüne çıkmış durumda. Ancak şehir olarak Çeşme'den çok daha güzel olduğunu kimse inkar edemez.  Dar sakaklar, rengarenk duvarlar. çiçekli pencereler, akdeniz otlarının satıldığı pazarlar, sıcacık kafeler, damla sakızı dondurması tam bir Ege kasabası.
Alaçatı hakkında daha detaylı yazıma buradan ulaşabilirsiniz.




26 Temmuz 2014 Cumartesi

Karaburun Yarımadası'nın Keşfi


Ailecek yaz tatilini geçirmek için tercihim Çeşme oldu. Hem güzel denizi hem de tüm sıcağına rağmen serinleten rüzgarı tercih nedenlerim arasında olmasına rağmen başka bir sebep ise Karaburun Yarımadası'nı dolaşmak istemem. Anlayacağınız hem klasik bir tatil yapıp hem de gönlümce keşifler yaparak seyahat etmek istedim.



Karaburun Yarımadası, Urla, Çeşme ve Karaburun ilçelerini de kapsayan Türkiye'nin en büyük yarımadası. Büyüklüğünden dolayı Türkiye'nin üçüncü büyük şehri İzmir'de olmasına ve  Çeşme gibi bir turizm merkezine sahip olmasın rağmen diğer kıyı şehirlerine kıyasla oldukça sakin bir yerleşim bölgesi. İzmir ile Çeşme arasında çok güzel bir otoban olmasına rağmen uzun bir yolculuk yapmanız gerekiyor. Karaburun Merkeze ise girintisi bol dar bir kıyı şeridi takip ederek ulaşılabiliyor. Bu sebeple 100 km'lik yol 3-4 saati bulabiliyor. Kıyı haricinde ki arazisi 1200 km bulan zirvesi tepelerle  kaplı.

Tatilin ilk günlerini Çeşme Çiflikköy'deki otelimizde ailemde birlikte geçirdim. Kızlarımla doyasıya havuz sefası yaptım. Çeşme çevresini ve Alaçatı'yı ailemle birlikte dolaştım. İki çocukla fotoğraf çekmek zahmetli bir iş olduğundan istedeğim gibi detaylı bir gezi olmadı. Yine bu güzel yerleri görmek bile yeterliydi benim. Son günümüzü ise kendime ayırarak Karaburun'u tek başıma dolaştım. Yalnız seyahat etmek pek keyifli değil açıkçası. İnsan bir can yoldaşı arıyor her zaman.

Çeşme'den Cuma günü güneş doğmadan yola çıkıp önce deniz kaplıcası ile ünlü  Ilıca bölgesi gezdim. Daha sonra bölgenin en eski yerleşim merkezi olan Ildır'da tarihin izleri takip ettim.  Antik Erythrai kenti kalıntıları arasında Ege'nin doyumsuz güzelliğini seyrettim. Klasik hiç bir özelliği olmayan sahil beldelerinden Balıklıova ve Mordoğan'dan sonra Cuma namazına Karaburuna yetiştim. Amacım buradan Sarpıncık Deniz Feneri'ni çekip aynı yoldan geri dönmekti. Ancak fenere kadar o kadar yol gidip buradan geri dönmektense devam ederek adayı tam turlamayıa karar verdim. "Ada"'yı  bilerek kullandım. Bu topraklar yarımada olmasına rağmen ada hayatı yaşıyor sanki. O kadar uzak o kadar tenha. Coğrafi yapısı olarakta tam karşısında yer olan Yunanistan'a ait Sakız Adasına bir o kadar benziyor.

Tatilin dönüş yolunda ise aile ziyareti amacıyla girdiğimiz Urla'da beklemediğim güzelliklerle karşılaştım. Yaptığım bir saatlik plan neredeyse yarım günümü aldı ki o bile yetmedi. Urla'nın başlıbaşına gezilmesi gereken gizli hazinelere sahip bir yer olduğunu keşfettim.

Olağanüstü güzelliklere sahip eşsiz bu coğrafyaya ait izlenimlerimi ve fotoğraflarımı  aşağıdaki 3 ana başlık altında bulacaksınız.

20 Temmuz 2014 Pazar

Dağ Bisikletleri


 
Uzun zamandır bisiklet turlarına soğuk bakıyordum. Belki de fotoğraf çekemeyeceğimi düşündüğüm içindir. Benim için bir geziden öncelikli olarak beklentim fotoğraf çekmek. Ancak koşmaya başladıktan sonra bu fikrim değişti. Hareket kabiliyetim arttıktan sonra bisikletle uzun yollar yaparak gezmek aklıma yatmaya başladı. Özellikle geçtiğimiz yıl yaptığımız Kapıdağ Yarımadası turunu dağ bisikleti ile yapsaydık nasıl olurdu diye düşününce bisiklete daha bir ısınır oldum.

Bisikletle ilgili yaptığım araştırmada ilginç bilgilere ulaştım. Bisiklet ülkemizde gençlik eğlencesi, hobi yada çok az bir kesimde spor aracı olarak bilinse de geçmişten günümüze kadar dünyanın birçok ülkesinde ulaşım aracı olarak kabul edilmiş. Bisiklete ilk “pedal” kavramını getiren İskoçyalı Kirkpatrick Millan’ın amacı yaşadığı kasaba ile şehir arasındaki 22 kilometrelik mesafeyi daha hızlı ve daha az yorularak gidip gelmesine yarayacak bir araç geliştirmekmiş mesala. 1860 yılında ise Fransız Ernest Michaux ve babası Pierre Michaux tarafından modern bisiklete en yakın form olan ön tekerleği büyük arka tekerleği ise küçük olan alete Fransızlar “Velocipedes” adını vermiş. Bu terim Türkçe’ye “Velespit” olarak geçmiş ve uzun yıllar bisikletin yerine kullanılmış.  Bisikletle ilgili en ilginç anekdot ise I. Dünya savaşında savaş aracı olarak kullanılmış olması.

Günümüzde birçok Avrupa ülkesinde ve Uzak Doğu’da yaygın olarak şehir içi ulaşım amacı ile kullanılmaya devam ediyor. Maalesef ülkemizde birkaç şehir hariç o kadar yaygın değil. Bunun yanı sıra spor amaçlı kullanımında ise büyük artış var. Seyahat amaçlı bisiklet turlarını sıkça görmeye başladık. Özellikle dağcılık kulüplerinin bisiklet bölümleri var. Dağ bisikletleri ile trekking benzeri doğa gezileri yapılmakta.

Kullanım amacına göre bisikletlerin yarış bisikleti, dağ bisikleti, şehir bisikleti, tur bisikleti, motorlu bisiklet, BMX, yatay bisiklet (recumbent), çift kişilik bisiklet (tandem) gibi türleri bulunmakta. Bunlar içinde kullanım rahatlığı, dengesi, kontrol edilebilirliği ve çeşitli zemin şartlarına uyumlu yapısı ile dağ bisikletleri en yaygın olan bisiklet türü.  Ülkemizde de en çok yaygın olan bisiklet türü dağ bisikletleridir. Ülkemizde yaygın tercih edilen yerli markaların başında da Ümit Bisiklet geliyor.

Dağ bisikletlerinin yapısı temel olarak "kadro", "maşa", "teker seti", "çekiş sistemi" ve "kontrol elemanları" ndan oluşur.  Dağ bisikletleri de kullanım şartlarına göre "Downhill", "Freeride", "All Mountain", "Cross Country" gibi çeşitli sınıflara ayrılmış. Bunlar içinde en çok bilineni “Arazi Bisikleti” olarak tanımlanabilecek olan “Cross Country”dir.

Kimbilir bir gün Yoldaki İzler olarak yoldaki izlenimlerimizi iki teker üzerinde anlatmaya çalışırız. Şimdilik ekipman olarak araştırmalarımıza devam ediyoruz.  Benim tercihim  Bianchi ya da Salcano bisiklet olacak. Sizde diğer bisiklet markalarını Hepsiburada.com’dan fiyat karşılaştırmalı olarak inceleyebilir ve bütçenize uygun olanı belirleyebilirsiniz.

17 Temmuz 2014 Perşembe

Otelz.com : Yolcunun Dostu


 
Seyahatlerin en önemli kısmı belki de konaklamadır.  Seyahatlerde yola çıktığınız andan itibaren geceyi nerede geçireceğinizi düşünmemelisiniz. İster tatil için olsun ister diğer seyahat türleri için olsun değerli ve kısıtlı vaktinizi harcamamak için amacınıza uygun bir otel rezervasyonunuzun olması gerekiyor. Aksi takdirde tecrübe ile sabit kötü sürprizlerle karşılaşma olasılığınız yüksektir. Peki, gideceğiniz şehri yeteri kadar tanımıyorsanız size uygun oteli nasıl bulacaksınız?

Bu konuda Otelz.com kullanımı oldukça basit online rezervasyon sistemi ile size yardımcı olacaktır. Yapmanız gereken sadece gitmek istediğiniz şehri ve gidiş-dönüş tarihlerini belirlemek. Örneğin Bodrum otelleri araması mı yapıyorsunuz? Otelz.com Bodrum’da size uygun otellerin listesini farklı fiyat kriterlere göre sıralayacaktır. Gerisi bütçenizi uygun olanı belirlemek olacaktır.  Belirli bir lokasyonun (Örn: Akvaryum Koyu, Şehir Stadı vs. ) çevresindeki otelleri de arama seçeneği sistemin size sağladığı faydalardandır. Ayrıca tematik aramalar da yapma imkânınız bulunmaktadır  (Örn: Golf, Kayak, Bakıcı, Engelli vs)


Otelz.com’un rakiplerinden  en önemli avantajı ön ödemesiz bir sisteme sahip olmasıdır.  Otelde Öde seçeneği ile müşterilerine gönül rahatlığı ile tesis seçme imkânı tanımaktadır. Rezervasyon ücretinin olmaması, son dakika ve erken rezervasyon fırsatları, ücretsiz iptal seçeneği, 3000’den fazla tesis Otelz.com’un diğer öne çıkan avantajları arasında yer almaktadır.  

Otelz.com otel arama pazarına 2013 yılında giriş yapmasına rağmen güçlü teknolojik altyapısı ve deneyimli personel kadrosu ile tüketiciden tam not alarak hızlı bir yükseliş grafiği yakalamıştır. Sektördeki melek yatırımcıların da dikkatini çekerek büyümesine devam etmekte ve hizmetlerini artırmaktadır.


Otelz.com Reklam Filmi  : 

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Kamyon Yazıları : Yolların Edebiyatı


Kamyon yazılarını araştırdığımda yollara düşkünlüğümün ipuçlarına ulaştım. Geçmişte kamyonlarla ilgili hatıralarım canlandı. Çocukluğumda kasasında ismimin yazıldığı 1976 model bir Bedford kamyonumuz vardı. Çocuklar arasında prestijli bir durumdu o zamanlar. İlk şehir dışı seyahatimi babamla beraber bu kamyonla Bursa’ya şeftali almaya gittiğimde yapmıştım. Ailecek tek ulaşım aracımız emektar kamyondu. Yataklı bir kabini vardı. Yata yata çok yol gittim.

Bir keresinde Sakarya’dan İstanbul’a AS900 kamyonla gelmiştim. Geç saatte son otobüsü kaçırmıştım. Otobana çıkarak bir şekilde İstanbul’a varmayı planlıyordum. Şansıma bir kamyon durdu. Evimin önüne kadar bırakmıştı.

İş hayatımın ilk yılında Bilecik’te bir fabrikada çalışıyordum. Haftasonu İstanbul’a gelmek için fabrikanın kamyonları çokça kullanıyorduk. Kamyoncu lokantalarına müdavimliğimde o zamanla başlamıştı zaten. Yollarla ve kamyonlarla bu kadar iç içe olmama rağmen yıllar sonra bunun farkına vardım.

Yollarda kamyon yazılarını okumayanınız yoktur. Birçok klişe ifade olsa da ince zekâ ürünü olanlar yol boyunca büyük keyif vermekteydi. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü son yıllarda AB kriterlerine uyum kapsamında çıkarılan bir kanunla kamyon yazıları yasaklandı. Bu topraklar özdeşleşmiş bir kültürün yasaklanması anlam veremediğim en saçma yasaklardan bir tanesi. Tek tük te olsa gördüğümüz zaman eskileri yâd ediyoruz bazen

Kamyon yazılarının yollarla ilgili olanlarını derlemek istedim. Belki hatırlar sizde tebessüm edersiniz.

Uzun ince kıvrım kıvrım yollar bazen deler geçer yüreğimi, sitem ederim yollara, sevmesini bilen yüreğimi boş koydunuz diye.
Sol şeritler şahıyım, yolların padişahıyım.
Geçen gün kamyon sürdüm, Leonardo da Vinci
Ah yollar yollar, hayatımı çaldılar
Düşme peşime ben de kayboldum
Yolların ustasıyım,gözlerinin hastasıyım
Beni yollar değil mevzular yordu.
Sen gökyüzünde doğan güneş, ben yollarda çilekeş.
Hayatımı Yazsam, Duble Yol Olur
Aşk çekenin, yol gidenin.
Dağlarda yeşil ot yollarda sarı ford
Bilmem bu gidişin dönüşü olur mu
Yollar gidişimin kızlar dönüşümün hastası
İnsanlık buysa üstü kalsın
Tek rakibim THY
Sol şeritler şahıyım, yolların padişahıyım.
En büyük fener, bir de yollar olmasa
Ah yollar yollar, hayatımı çaldılar
İsyanım yollara
Sağdan git iktidar olursun
Rampaların ustasıyım gözlerinin hastasıyım
Ovada yeşil ot, rampada mavi ford
Kurban kesilir koç, yollara yakışır dodge
Sağlam şoför kalmaz rampada, Müslüm Baba sığmaz i-pod'a
Mercedes'ten korksaydık Susurluk'a girmezdik
Ahrette iman yollarda Man
Kuzu kurdun yol Fordun
Yokuşta geçme beni, düzlükte ezerim seni!
Babalar önden gider
İstanbul Ankara 4 saat, sana sevgim 24 saat.
Menfaat yolunda edinilen dostluk, çile yokuşunda son bulurmuş.
Kolla beni şerit değiştiriyorum.
Eğer bu yazıyı okuyabiliyorsan, çok yaklaşmışsın demektir.
Demirde pas Yolda As Darılma Ford sende bas
Hayatımı sadaka verdim dilenci yollara
Avrupa Yolları Ağlar Altımızda, Türk Şoförü Durmaz Yolda...
Azrail’e Mesaj Attım Gel Canımı Al Diye, O Da Bana Mesaj Attı, Bu Aptallara İnat Yaşa Diye
Ben seni İstanbul’ un boğazında değil, Ankara’nın ayazında sevdim
Bilmem bu gidişin dönüşü olur mu?
Bir sana, bir de sabah uykusuna hastayım.
Dağlarda Yol Tanımam, Otobanda Yalnız Kalmam...
Gazla uçabilirsin, ama frenle konamazsın.
Geceleri Yolların kralıyız, Sabahları Rüyalarda Uçarız
Gidene yol yakışır, fazla durma asfalt yapışır.
Gönlünde yer yoksa güzelim ben ayakta da giderim.
İstediğin Yere Git Yeter ki Aklıma Gelme
Sorun Bıyıksa Güzelim, Ben Bıyıksızda Güzelim
V8′i yolda kızı kolda severim.

13 Temmuz 2014 Pazar

Fotoğraf Çekmeseydim Yazamazdım


Hemen peşin peşin söyleyim. Başlık Japon yazar Haruki Murakami’nin “Koşmasaydım Yazamazdım” kitabını ilk gördüğümde bende çağrıştırdığı cümledir. Aslında tam olarak "Fotoğraf Çekmeseydim Gezemezdim, Gezmesem Yazamazdım" olacak. O zamanlar henüz koşmaya da başlamamıştım. Hatta bu kitabı ilk sefer alıp okumadım da. Koşmaya başladıktan 5 ay sonra aklıma gelip okudum. Koşmak dediysem öyle uzun mesafe koştuğumu sanmayın. Sınırlarımı bilecek kadar hayat tecrübem var artık. Murakami’nin kitapta da bahsettiği Ernest Hemingway'in  "Sürdürebilmek, ritmi kesmemektir." sözüne uygun hareket ediyorum artık.  Koşmak hayatımın bir yerinde olacak artık. Fotoğraf çekmek gibi, gezmek gibi, yazmak gibi. 

Daha önceleri bir çok kere yazma teşebbüsünde bulunmuştum. Hatta blog açıp bir kaç ay denemiştim bile. Ancak muvaffak olamamıştım. Bir şeyler eksikti hayatımda. Tarihi köprülerdeki kilit taşının görevi gibi yapıyı tamamlayacak bir şeye ihtiyacım vardı. Yıllar sonra Amerika'dan gelen bir arkadaşım hem kilit taşımı getirdi hem de can dostumu. Fotoğraf makinesinin hayatıma girmesi ile yıllarca beynimin içinde dönüp duran düşünceler vücut bulmaya başladı. Onları önce fotoğrafa aktarmaya çalıştım. Güzel tepkiler de alınca doğru yolda olduğuma kanaat getirdim. Daha fazla fotoğraf çekmek için yollara düştüm bu sefer. Can dostumla beraber uzun seyahatler yapmaya başladık. Yolu yolda olmayı sevdim bu gezilerde. Gezmek seyahat etmek hayatımın bir parçası oldu.  Fotoğraflarla anlatmaya çalıştıklarımın artık kelimelere ihtiyacı vardı. Bir kaç satırlık yazılar yazmaya başladım fotoğraf altı yorumlarda. Cümleler kafi gelmedi zaman sonra. Yol hikâyelerinin anlatılması gerekiyordu artık.  Böylede "Yoldaki İzler" dünyaya geldi. 

Bir çocuğun doğumu gibi yavaş yavaş safha safha oldu her şey. Yazmam için yollarda olmaya, yolda olmak için fotoğraf çekmeye ihtiyacım var halen. Peki süreç tamamlandı mı? Elbette hayır. Yazmakla bitmeyecek. Kendini geliştirip devam edecek yoluna.  Ne mi olacak? Allah'ın yolumuza koyduklarından nasibimizde ne varsa onlar olacak. Fazlası değil. Eskilerin kitapların başında yazdığı güzel bir sözü biz yazının sonunda dua niyetine yazalım. 
- Gayret bizden tevfik Allah'tan.

Not :
Haruki Murakami : Japonya'nın 21.yy'daki en büyük yazarlarından kabul edilir. Türkçe dahil olmak üzere kitapları 40'In üzerinde dile çevrilerek yayınlamış. Murakami  yazar olmanın yanında çok iyi bir maraton koşucusudur. Kendi ifadesi ile sadece koşmak için koşmaktadır.



12 Temmuz 2014 Cumartesi

İstanbul'a Benzeyen Şehirler


İstanbul'un dünyada eşi benzeyi yok der dururuz. Haklıyız elbette. İki kıtada toprağı olan başka bir şehir bulunmaz dünyada. Peki uzaydan şöyle bir baksak İstanbu'a coğrafi olarak hangi şehirleri benzetebiliriz. İkizi gibi olmasa İstanbul'a benzeyen bir kaç tane  büyük şehir buldum haritalarda. Belki daha küçük yerlerde vardı. Yenilerini fark ettikçe bu listeye ekleyeceğim.

Belgrad 
Tuna Nehri, bir Boğaz edası ile şehri ikiye bölmüş. Ancak kollarında bir tanesi Haliç gibi kıvrılılınca İstanbul'a benzemiş. Sırp bir arkadaşım "İstanbul, Belgrad'a  çok benziyor bu yüzden bu şehri çok seviyorum" demişti. O zaman haritaları karşılaştırdığımda ben de şaşırmıştım. Belgrad'ın köprüleri Boğaz Köprüsü'nü, Galata Köprüsü'nü anımsatmış sanki


Lizbon 
İstanbul'a en çok benzeyen şehir diye boşana demiyorlar bu şehre. Tepeleri, köprüleri bunun kanıtı. 


San Francisco 

Ünlü Gold Gate Köprüsü'nün   Boğaziçi Köprüsü'nü anımsatması bile yeterli İstanbul'a benzemesi için. Okyanus'a bir boğazla ayrılan küçük bir iç deniz yada körfez de Marmara Denizi'ni anımsatıyor. Küçük dediğime bakmayın dünyanın en değerli bölgesi burası. Silikon Vadisi burada malumunuz. 


Shimonoseki 
Japonya'dan bir şehir hem de İstanbul kardeşi. Baltalimanı'nda bu şehir isminde bir de park varmış. Japon bahçesi formatında yapılmış elbette. Parkın girişinde de bu şehrin bir fotoğrafı varmış. Boğazı, köprüleri olduğu kadar adaları da var bu şehrin.


Vancouver 

Kanada'nın 3.büyük şehri Vancouver'da istanbul'a bir miktar benzemekte.




İğneada : Trakya'nın hem Akdeniz'i Hem Amazon'u


İğneada, Kırklarelinin Demirköy ilçesine bağlı bir sahil kasabası. Karadeniz kıyılarında ender rastlanan altın sarısı kum plajı ile Akdeniz'i aratmıyor. Gezimizin süresi kısıtlı olduğunda denize girme fırsatı bulamadık. Ancak yolu düşenlere kesinlikle tavsiye edilir. Kamplı olanı daha makbuldür.  Meşhur su basan Longoz Ormanları ve Gölleri İğneada'yı özel kılan en önemli varlıklardan birisi.

İğneada Altınkum Plajı

İğneada Deniz Feneri : 

İğneada Deniz Fenerii asıl adıyla Limanköy Feneri, İğneada'ya 4 km mesaefe denizde 4 mt yükseklikte bulunur. 1866 yılında Fransızlara yaptırılan tarihi fener, Karadeniz’in en batısındaki deniz feneridir. Bu fener taa İstanbul'dan arkadaşları ile sohbet eder kendi lisanı ile. Karaburun ve Rumeli Fenerleri ile göz teması kurarak gece yarenlik ederler birbirlerine.

İğneada Deniz Feneri
İğneada Deniz Feneri


Beğendik Köyü : 

Beğendik Köyü, Türkiye'nin Karadeniz kıyısında en batıda yer alan yerleşim yeridir. Hatta kıyıdaki son topraktır. Tam karşısında Bulgarisyan'ın Rezova Köyü yer alır. Arasında sadece Rezve Deresi'nin yer aldığı iki köy sınırların insanları nasıl böldüğünün bir göstergesi sanki. İki ülkenin bayrakları birbirine bakıyor. Askeri bölge olduğundan dolayı dereye kadar inmemize müsade edilmedi. Uzaktan ancak görüntüleyebildik.

Beğendik Köyünden Bulgar Rezova Köyü
Beğendik Köyünden Bulgar Rezova Köyü

Köyün isminin de ilginç bir hikayesi var. Rivayete göre Atatürk bir bün köye gelir. Bir karşı kıyıda Bulgar Rezova köyüne bir de bizim köye. Bizimki yıkık dökük iken karşı köy gayen intizamlıdır. Köyün yeniden imar edilmesi emrini verir. Seneler sonra tekrar ziyarete geldiğin köyün büyükleri
- Beğendiniz mi Paşam ? diye sorar.
Paşa
- Pek ala ! Beğendik, beğendik...
diyince köyün ismi Beğendik olarak kalır. Elbette bu riveyet. Mustafa Kemal Paşa diyende var İsmet Paşa diyende. Ancak bir gerçek varki karşı köy halen daha daha intizamlı gözükmekte.

Köyden geri dönerken sahane bir orman yolu var. Virajları, iniş çıkışları ile insanı mesthediyor. Temmuz sıcağında güneş hafif ışıkları eğmişken yolun tam ortasında parlayan bir şeyin karşıya geçtiğini gördük. Yaklaştığımızda çamurlu bir manda olduğunu görünce gülümsedik. Tam yolumuza devam edecek sağ tarafımızda bir çamur havuzu ve onlarca mandayı görünce bir anda durup aracımızdan indik. Manda, camız, camış, kömüş, malak. Ne derseniz deyin tam ehli keyf hayvanlar. Aslında sıcağa karşı duyarlı olan mandalar için keyiften çok ihtiyaç bu çamurlar.

Longoz Ormanları : 

İğneada'daki son durağımız Longoz Ormanları oldu. Artık ilkindi vakti olmuş. Burada günü bitirmek istiyorduk.

Longoz, denize doğru akan derelerin getirdiği kumların birikerek kıyıda set oluşturması ve dere ağzını kapatması sonucu akarsuyun biriktiği yerde oluşan bir özel ekosistemdir. Bu nedenle Subasar ormanları olarak bilinir. Denize dökülemeyen dereler yüzünden özellikle bu derelerin taşıdıkları su miktarının arttığı ilkbaharda taşar. araziyi kaplayan taşkın sular da longozların oluşumunu sağlar. kış ve ilkbahar aylarında sularla kaplı olan, yaz ve sonbaharda ise suyu kısmen çekilen fakat taban su seviyesi yüksek olan longoz alanları organik madde bakımından çok zengindir. Tropikal ormanlara benzeyen longozlar taban su seviyeleri düştüğü takdirde kısa sürede özelliklerini kaybeden bir yapıya sahiptir.

İğneada Longoz Orman ve Gölleri
İğneada Longoz Ormanları'nda da bu şekilde oluşmuş bir çok göl var. Temmuz ayında gittiğimizde dolayı bu gölleri bulmakta oldukça zorlandık. Hatta gölde geriye güçük bir yol üstü su birikintisi ile bile karşılaştık. Ancak asıl yol hikayemiz Sadık Amca ile tanışmamız oldu.

Ormanın için uzun bir yol katetmemize rağmen bir tane bile göle rastlamamıştık. Arabamızda inip ormanda yürümeye başladık. O sırada kışlık odun için ağaç kesen Sadık Amca'yı görüp selam verdik. Gölü nasıl bulabileceğimi sorduğumuzda sağır olduğunu anladık. İşaretlerle anlatmaya çalıştık. Anladığı ifade etmek için başına sallayıp öne düştü ve kendisi takip etmemizi ifade eden hareketler yaptı. Yol kenarında bir çitten geçerek evine davet etti önce. Tulumbalı bir kuyunun önüne gelip bizim için su çekti. O sanki an susadığımızı ondan su istediğimizi anladık sanmıştık. Olsun embasma tulumbalı bir kuyudan çekilen buz gibi suda elimizi yüzümüzü yıkamakda çok keyifliydi. Suyun tadıda çok güzeldi bu arada.


Sadık Amca'nın misafir perverliği bununla bitmedi. Evin verandasında bir de çay iktam etti. O kadar samimi o kadar sevecendi ki daha çok yolumuzun olduğunu söylemek içimizde gelmedi. Evin tüm bireyleri ile tanıştık sohbet ettik. Ormanın ortasında tek başına bir aile.  Göl ararken insanlığı bulmuştuk.

Tam kalkacaktık ki Sadık Amca beni takip edin deyip tekrar yol düştü. Ormanın patikaların yürüdükten sonra Pedina Gölü'ne geldik. Sadık Amca bizi gayet güzel gölü aradığımızı anlamıştı. Dinlenmemiz için evine davet etmişti sadece. Sağolasın Sadık Amca.

Ormanda bir can'ım insan Sadık Amca

Göl dediğime bakmayın yılın bu aylarında su kalmayınca bataklığa dönüşüyorlar. Ancak buradaki canlılar için büyük bir nimet. Varlıkları bu suya bağlı.

Ormandan çıktığımızda neredeyse hava kararacaktı. Gün bitmeden Dupnisa Mağarası görmek istiyorduk. Yakın diye düşünüp köy yollarına girdik. Ancak beklediğimizde çok daha uzun sürünce mağaraya vardığımızda görevli tarafında kapatılmıştı. Mağarayı görememek bize Ah Dupnisa nisası ile karşılık buldu.

Hava kararmış Edine bizi bekler olmuştu. Güzel bir dinlenip Selimiye'yi görmek isyiyorduk. Ancak yolda büyük bir tehlike atlattık. Ipıssız köy yollarında ilerlerken bir domuz sürüsüne çarptık. Kulağa çok kötü gelmesine rağmen hayvanları yavru olmasından dolayı neredeyse hasar almadan atlattık. Geriye 4 tane leş bırakarak yolumuzu devam ettik.





















 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys