29 Nisan 2015 Çarşamba

Rüstem Paşa Camii'nin Lale Bahçesi Çinileri


Yıllar evvel 2008 yılında daha kameram yokken hatta işim gücüm bile yokken blog yazmaya niyetlenmiş şehir içi gezintilerimi konu alan bir kaç yazı yazmıştım. Bu yazılardan  Eski Zaman Alışveriş Merkezlerinde Gezinti isimli olanında Rüstem Paşa Camii hakkında şu notları almıştım.
Rüstem Paşa Camii…O kadar yakın olmasına ve kaç defa vapurdan Süleymaniye'ye bakarken şu camide hangi cami acaba dememe rağmen uğrayıp iki rekat namaz kılmadığım bir yer Rüstem Paşa Camii. Belki de Süleymaniye’de namaz kılmak istemesem uzun yıllar yine görmeyeceğim. Süleymaniye'ye çıkarken yeni yerler görmek için Mısır Çarşısı'ndan sonra ilk sokaktan sapmak istedim. Büyükçene bir yapı olmasından dolayı ilgimi çeken camii daracık sokaklar arasında kapısını ararken daha da esrarengiz bir hal aldı. İsmini bile bilmediğim caminin kapısından girer girmez beni şaşırtmaya başladı. Merdivenlerle bir kat yukarı çıktığımda gördüğüm avlu günün ilk sürprizi oldu. Avludan rahatlıkla caddedeki ticari hayat izlenebiliyor. Osmanlının günlük sosyal yaşam ile dini yaşamının nasıl içi içe geçtiğinin en güzel kanıtı. Daha sonra yaptığım araştırma ne kadar cahil olduğumu gösterse de caminin Mimar Sinan eseri olması dikkatimi daha da artırdı. Özellikle çinileriyle ünlü olması beni bu mekana tekrar tekrar gitmeme sebep olacaktır.
Rüstem Paşa Camii Kubbesi balık gözü lens çekimi
Bu yazıyı yazdıktan iki yıl sonra 2010'da ilk kameramı aldığımda ziyaret etmiştim. Daha sonra gitmek nasip olmadı. Ta ki 5 yıl sonra bu hafta sonu yakınından geçerken ikindi ezanının beni çağırmasına kadar. Hem cemaatle namaz kılmak hem de harran olunası çinilerini fotoğraflamak için güzel bir fırsattı. Hele ki lale mevsiminde.

Avlusunda dolaşırken fotoğraf çeken bir bayanın "Bu caminin ismi ne ?" diye sorunca yıllar öncesi kendi durumumu hatırladım ve halkımızın büyük bir kısmının halen bu güzellikten bihaber olduğunu anladım. Bu nakarşılık turistlerin büyük bir ilgisi var. Kafilerle camiyi ziyarete geliyorlar. Sırf çinilerini görmek için. Peki bu camiyi diğerlerinde farklı kılan nedir ?

Rüstem Paşa Camii Avlusu
Aşağıda ticari ve sosyal hayat akarken yukarıda manevi bir iklim hüküm sürmekte

Bir kere caminin mimarı büyük üstad  Mimar Sinan. Başlı başına değerli olması için yeterli. Tahtakale semtinde Hasırcılar Çarşısı içinde 1562-1564 arasında tamamlandığı tahmin edilmekte. Külliye olarak inşa edilen yapıdan cami, hamam ve kısmen medrese ulaşabilmiş.

Koca Sinan camiyi İstanbul'un en işlek çarşılarının arasına, insan yoğunluğunu dikkate alarak büyük bir hünerle yerleştirmiş. Bunun için katlı bir yapı tasarlamış. Merdivenlerle avluya çıkılmasından dolayı ilk apartman cami kabul edilmektede. Alt katı dükkan olarak kullanarak hem ticaretin devamını sağlamış hem de camiyi şehrin karmaşından soyutlamıştır. Böylece sosyal hayatla dini hayat içiiçe geçebilmiştir. Ayrıca alt kata dükkânlar yaparak camiyi su baskınlarından korumuştur. Evliya Çelebi'nin de seyahatnamesinde bahsettiği cami Newsweek dergisi tarafından Avrupa'nın en güzel tarihi camisi seçilmiş.
İç mekan tavana kadar çinilerle kaplı. Öyleki bu çiniler için İznik atölyeleri yetişemiş Kütahya'ya da kurulmuş. 

Rüstem Paşa Camii, Mimar Sinan'ın deniz kenarına yaptırdığı üç camiden birisi. Diğerleri Üsküdar Mihrimah Sultan ve Şemsi Paşa camileridir. Her üçü de İstanbul deniz kıyısı siluetinde özel yerleri olan yapılardır. Rüstem Paşa Camii'de Yeni Cami ile birlikte, önemli işaret yapılarından birisidir. Deniz kenarında bakıldığında küçük bir cami olmasına karşın heybetli bir duruşu vardır. Hemen üstündeki Süleymaniye ile yarışamaz ama onun bir basamak altındadır her zaman.


Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamlarından ve aynı zamanda kızı Mihrimah Sultan'ın kocası olan Damat Rüstem Paşa dönemin en zengin ve güçlü kişilerinden olmasında dolayı caminin yapımında masraftan kaçmamış olabildiğince şaşalı olmasını istemiş. Ancak büyük bir cami yerine küçük ama süslemeleri çok zengin yapmayı tercih etmiş büyük usta. Caminin içi tavanlara kadar çeşitli motiflerde İznik çinileri döşenmiş.  Çinilerde kırk bir çeşit lale motifinin bulunduğu tesbit edilmiştir. Sadece bu bilgi bile camiye hayran kalmam için yeterli. O kadar çok çini kullanılmış ki İznik atölyeleri çini yetiştirememiş. Bunu üzerine Rüstem Paşa Kütahya’da çini atölyesi kurulması emretmiş.

Eşsiz güzellikte ki çinilerden dış mekanda giriş kapısının sağ tarafında Kabe tasvirli bir minyatür yer alırken sol tarafında 16. yy`ın en güzel soyutlanmış bir doğa yorumu olarak sunulan bir çini tablo yer alır. Büyük iki ağaç gövdesi çevresinde laleler, sümbüller, narçiçekleri, salkımlar,  bahar çiçekleri, sazlar, çintemaniler ve bulutlar resmedilir.

Çinilerle hazırlanmış bir doğa resmi gibi laleler, sümbüller, narçiçekleri, salkımlar,  bahar çiçekleri

İçi mekan ise bir birinde farklı motifleri olan çini panoları döşenmiştir. Çok farklı çininin kullanılmasının sebebi çini atölyelerinin ihtiyacı karşılayamaması olarak gösterilmekte. Yine bir bütünlük sağlanması başarılmış.

Cami yüzyıllar içinde yangın ve depremlerle hasar görmesine karşın en çok hırsızlardan çekmiştir. Çok kısa bir dönem öncesi kadar parça parça sökülerek çalınmış güzelim çiniler. Bunu son cemaat mahallinde çalınanların yerine gelişi güzel yapıştırılan çinilerden anlıyoruz.

Özellikle dış duvarlardaki çiniler hırsızların gazabına uğramış.
Onların yerine orjinal ama kırık çiniler gelişi güzel yerleştirilmiş. 

Bu kadar güzel bir cami yaptırmasına karşılık halk arasında sevilmeyen Rüstem Paşa'nın dönemin şairleri tarafında hiç bir levhaya yazılmasıda kaderi bir cilvesi olsa gerek. Rüstem Paşa hakkında ilginç bir anektot vardır. Paşa daha üçüncü vezirken Mihrimah Sultan ile evlenmeye layık görülmüş ancak makamı bu evlilik için yeterli olmayınca Diyarbakır'a tayin edilir. Geleceği parlak Rüstem Paşa düşmanları tarafından da çekilmez ve hakkında bir takım dedikodular yayarlar... Rüstem Paşa'nın cüzzam olduğu iddası dilden dile dolaşır. Kanuni Sultan Süleyman ise iddanın doğruluğunu araştırmak üzere Paşa'nın peşine bir doktor takar. Doktor Rüstem Paşa'nın odasına girer ve eşyalarını karıştırır... Elbisesinin üzerinde bit görünce tarihe geçecek şu beyiti kaleme alır.

Olacak bir kişinin bahtı kavi, talhi yar,
Kehlesi (biti) dahi mahallinde işe yarar,
Bu beyitin üstüne Rüstem Paşa'nın adı "Kehle-i İkbal" e çıkar ve Sadrazam olur. Rüstem Paşa devrin baş mimarı Sinan Ağa`ya İstanbul`un birçok yerinde, Edirne, Tekirdağ, Sapanca, Bolvadin, Konya Ereğlisi ve Bosna`da cami, medrese, mescid, han, hamam, saray, kervansaray, imaret ve köprü yaptırtmıştır. Türbesi Şehzade Camii haziresindedir.


Rüstem Paşa Camii mihrabından 

Giriş Kapısı
Yengeçe benzettiğim en ilginç çini motifleri
Her yerde Lale var
Rüstem Paşa Camii tam bir lale müzesi
İznik Çinileri
Rüstem Paşa Camii çini sanatının zirvesi
Bahar Çiçekler
Avludan Çarşı
Sahilden Rüstem Paşa Camii
Arkada Süleymaniye olanca heybetli ile yükselmekte


1 yorum:

bilinmeyenrota dedi ki...

gerçekten harika...

Yorum Gönder

 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys