29 Temmuz 2015 Çarşamba

Gürün : Şuğul Vadisi'nden Gökpınar Gölü'ne Bozkırın Ortasında Bir Vaha


Gürün, Sivas'ın merkeze 137 km ile en uzak ilçelerinde bir tanesi.  Sadece mesafe olarak değil coğrafi, kültürel ve tarım özellikleri ile de çok farklı bir bölge.  Coğrafi olarak İç Anadolu değil Doğu Anadolu Bölgesi'ne ait bir kere. Buğday gibi kuru tarım yapılmıyor, kayısı gibi sulamalı bahçe ürünleri yetiştiriliyor. Karseri-Malatya yolu üzerinde olmasında dolayı ticaret Sivas'tan çok bu illerle yapılıyor. Hatta Sivas kültüründen çok Malatya kültürünün hakim olduğunu söylersek abartmış olmayız.

Sivaslı olmama rağen Gürün'ü Kayserli arkadaşların fotoğraflarından tanıyordum. Özellikle Gökpınar Gölü cezbediyordu beni. Bayramda sılai rahim için geldiğimiz Sivas'tan kalkıp düştük Gürün yollarına.  Hedefimiz önce Şuğul Vadisi ile Gökpınar'ın gördükten sonra 35 km uzaklıktaki Malatya'nın Darende ilçesine gitmek.

Sivas-Gürün yolu boyunca görebileceğiz tek renk toprak rengi. Her yer buğday tarlaları. Yeni yeşillendirilmeye çalışılan tepelerdeki fidanlar ise çok cılız. Yağışın oldukça düşük olduğu bu bölgede toprağa tutunmak çamlar için çok zor.

Yol boyunca dikkatimi çeken Kangal'daki rüzgar değirmenleri oldu. Bir gün önce abimle köyümüz Kartalca'nın rüzgarlı tepelerinde dolaşırken buralarda neden rüzgar türbinleri yapılmıyor diye konuşmuştuk aramızda. Orta Anadolu'da gördüğüm ilk RES(Rüzgar Enerji Santrali) oldu bunlar. Türkiye'nin 7. büyük RES'iymiş bu arada.

Gürün'ün Google Maps'ten Görünümü

Şuğul Vadisi

Tepeleri aşıp bir vadinin içinde akan yeşilliği gördüğümde Gürün'e vardığımızı anladım. Uzaktan çok etkileyici görünüyordu. Sapsarı toprakların içinde yemyeşil bir şehir hem de akıp gidiyor. Önce Kayseri yönünde 2 km gidip sağa saptıktan sonra 3 km daha kayısı bahçelerinin arasından geçip Şuğul Vadisi'ne vardık. Bizi muhteşem bir manzara karşıladı.  İki büyük kaya kütlesi sanki bıçakla ayrılmışçasına  ortasında masmavi bir dere akıyor. İşte tüm Gürün'ü besleyen bu derenin ismi Gürün Tohması. Birde Kangal Tohması var. Bu iki dere Darande'de birleşerek Tohma Çayı'nı oluşturuyor. O da Fırat'a akıyor daha sonra. İşte Anadolu'nun hatta Mezopotamya'nın kardeşliği burada başlıyor.

Şuğul Kanyonu Girişi

Vadinin girişinde buz gibi sulardan beslenen alabalık çiflikleri var. Vadinin içinde 500mt kadar korkuluklu yürüyüş parkuru yapılmış. Daha sonra dereye paralel giden patikalar var. Bu dar geçitte kayalardan sızan suların oluşturduğu mağaralar ve şelaleler var. Dağdan kopan büyük kaya parçaları ise muhteşem bir atmosfer oluşturmuş. Vadinin yukarılarına doğru gittiğinizde görsel şölen devam ediyor. Yeşil, mavi ve kahverengi oluşturduğu bir harmoni.  Derede oluşan küçük havuzlarda yüzen gençler var.  Sıcak havada buz gibi suyun tadını çıkartıyorlar. Daha uygun bir zamanda suyun doğduğu ilk kaynaklara kadar doğa yürüyüşü yapılalabilir buralarada.

Şuğul Vadisi trekking için ideal bir yer

Gürün Merkez

Şuğul Vadisi'den çıkıp Gökpınara doğru giderken şehir merkezinde namaz molası verdik. Bu sayede şehrin gerçek dokusunu görme fırsatı bulduk. Ana caddede yeni yapılan binalarda görünmeyen eski binalar, camiler, küçük dükkanlar gözümüze çarptı. Öğlen namazını Gürün Ulu Camii'de kıldık. 1922 yılı yapımı bir cami. Altında bir de türbe var. Namazdan sonra sonra şehrin sokaklarında ufak bir gezintiye çıktığımda yıkık bir kiliseye rastladım. Halk arasında Meryem Ana Kilisesi olarak bilinirmiş. Bir Ermeni Kilisesi. Malum tehcir sonrası Anadolu'da bir çok örneği gibi kubbesi yıkılmış yıktırılmış. Cezaevi, sinema ve depo olarak kullanılmış bir dönem. Şimdi harap halde restore edilmeyi bekliyor. Hemen yukarısında Ürgüp benzeri mağaralar var. Muhtemelen oyularak sonradan yapılmış mağaralar. Bu mağaralardan Gürün'de dere boyunca gördük. Demekki bahçe ürünleri buralarda saklanıyormuş eskiden.

Gürün Ulu Camii

Gökpınar Gölü

Şehir Merkezinden Malatya yönüne yaklaşık 1 km gittikten sonra sağa sapıp 9 km daha gittiğimizde meşhur Gökpınar Gölü'ne vardık. Ancak şehirden 1 km bile çıkmadan bozkır kendini gösterdi. Her yer kupkuruydu artık.  Yine böyle toprak rengi bir yolculuktan sonra uzakta bir yeşillik alan daha gözüktü. Orası da Gökpınar olmalıydı. Boşuna vaha demiyorum. Çölün ortasında değil ama kupkuru bir coğrafyanın ortasında bir cennet sanki.
Gökpınar Gölü'nün cam  gibi turkuaz mavisi suları

Suyu görür görmez gözlerimiz canlandı zaten. Masmavi cam gibi bir şey. Hiç bir denizde yada gölde bu berraklığı görmedim. Yaklaşık 20 mt olduğu söylenen gölün dibi yosunlu olsa da bazı bölgeleri temizlenmiş. İşte bu alanlar öyle net görünüyor ki. Bir de yeşil yosunlarla kontras oluşturup göze çok hoş gelen bir görüntü oluşturuyor. Küçücük gölde bir de deniz bisikletleri var. Onlarda ortamla tezat bir görüntü oluşturup yansıma fotoğraflarına katkı sağlıyorlar.

Gölün etrafında çok güzel bir tesis var. Göl suyunda yetiştirilen alabalık yiyeceğiniz restoranla birlikte çevrede piknik alanları var. Ailecek çok güzel bir zaman geçirebilirsiniz.

***

Gürün'ü çok sevdim. Dünya gözü ile yeni bir yer daha görmenin huzuru ile Gürün Tohması boyunca uzanan kayısı bahçelerini takip ederek Darende'ye doğru yola çıktık. Somuncu Baba'nın duasını almaya.
Kayalığın yüksek noktalarından çıkan sular

Gökpınar Gölü gözlere ilaç

Gökpınar Gölünde deniz bisikleti keyfi

Gürün Ermeni Kilisesi

Gürün Mağaraları

Kangal Rüzgar Elektrik Santrali

Sivas-Gurun Yolu

Yeşil Gürün

Şuğul Vadisinde Alabalık Tesisi


Şuğul Vadisi Mağarası

Şuğul Vadisi şelalesi. Su doğal olsa da şelale yapay.

Şuğul Vadisi 

Şuğul Vadisi Gürün Tohması Deresinde gizli havuzlarında serinleyen gençler









26 Temmuz 2015 Pazar

Fotoğraf Makinesi Alırken Dikkat Edilmesi Gerekenler


Yollara sevdamın en önemli sebebi fotoğraftır. Fotoğraf çekmediğim yolculuklardan keyif olamıyorum nedense. Aslında her şey 5 yıl önce ilk DSLR makinemi almamla birlikte başladı. Ondan sonra ne yolları bıraktım ne fotoğrafı. Yıllar evvel filmli makineyle, daha sonra da düşük megapikselli ilk dijital makinelerle fotoğraf deneyimim olmuştu aslında. Uzun bir ara verdikten sonra tekrar kamera almak için niyetlendiğimde kendimi koskaca bir okyanus içinde buldum. Elektronik marketlerin raflarında bin bir türlü kamera çeşidi vardı. Hangi markayı almalıydım ? Hangi model işimi görüdü ? Ne kadar bütçe ayırmalıydım ? Bir sürü soru karşısında kararsız kaldım. Ben de uzman bir arkadaşımın tavsiyesi ile DSLR makine almaya karar verdim. O günden beri fotoğraflarımı beğenen ve kamera almak isteyen onlarca arkadaşım da benden tavsiye rica ettiler. Ben de elimden geldiği kadar tecrübelerimi paylaştım. Şimdi arkadaşlarıma verdiğim tavsiyeleri sizlere de aktarmak istiyorum.

Fotoğraf çekmeyi seviyor musunuz ?

Öncelikle sormanız gereken soru bu. Fotoğraf çekmek bir sevda işi. Eğer fotoğraf çekerken sıkılıyorsanız boşuna uğraşmayın cep telefonu sizin yeterli. Akıllı telefon kameraları çok güzel özelliklere sahip artık. Günlük hayatta ikinci bir makine taşımanıza ihtiyaç duymanızı gerektirmiyorlar.

Fotoğraf çekme amacınız nedir ? 

Aileniz, çocuklarınız hatıralarını saklamak için fotoğraf istiyorsanız küçük kompakt fotoğraf makinesi alabilirsiniz. Yok çıktığınız tatillerde, gezilerde daha kaliteli fotoğraf çekmek istiyorsanız DSRL yada aynasız modeller gerekecektir.

Profosyonel çekim mi yapmak istiyorsunuz?

Eğer Kompakt, Yarı DSRL yada aynasız modeller sizi tatmin etmiyorsa, dijital fotoğrafçılığın tüm nimetlerinden faydalanmak istiyorsanız artık DSRL makine alma zamanınız gelmiştir.  

Bütçeniz ne kadar ?

DSRL kameraları ekipmanları ile birlikte yüksek ücretler gerektiren bir yatırım olarak görmek gerekiyor. Minumum 2000 TL ayırmanız gerekir. İlave lens ve diğer aparatlar hariç. Unutulmaması gereken bir konuda DSRL fotoğrafa başladıktan sonra uzmanlaştıkça yeni lenslere ihtiyaç duyacağız ve ilave harcamalar yapmanız gerekeceğidir.

Hangi markayı almalıyım ?

Kameraların süper liginin belli  başlı markaları vardır. DRSL makinelerde Canon, Nikon ve Sony ön plana çıkmakta. Aynasız ve kompakt modellerde ise bu markalara Samsung ve Panasonic'i ilave edebiliriz. 

Nereden almalıyım ?

Artık internetten alışveriş yapmak hem çok daha güvenli hem de kolay. Örneğin Kliksa gibi alışveriş sitelerinde yüzlerce fotoğraf makinesini bir arada görebilirsiniz. Marka, bütçe aralığı ve belirlediğiniz özellikleri girerek almak istediğiniz makineye kolayca ulaşabilirsiniz.

Optik Zoom nedir ?

Fotoğraf makinelerin olmazsa olmazı zoom kabiliyeti. Optik zoom olmasına dikkat etmeniz gerekiyor. Dijital zoom ekran üzerinde fotoğrafı büyütmekten öte bir anlam taşımaz. Optik zoom ise fotoğraf kalitesi düşmeden çekmek istediğiniz objeye yakınlaşabilme kabiliyetidir.  Kompakt makinelerde "x" ile ifade edilen ölçülerle varken DSRL ve aynasızlarda "mm" ölçüsü vardır. Yaklaşık olarak 1 x zoom ölçüsü 18 mm'ye denk gelir. DSRL makinelerde kit lens olarak ifade edilen makine bodisi ile birlikte satılan lensler genellikle 105-135 mm arasındadır. Bu da büyük ölçüde zoom ihtiyacını karşılar. Eğer daha fazla uzağı fotoğraflamak istiyorsanı tele lens dediğimiz 200 mm, 300 mm gibi lensler almanız gerekmektedir .

Megapiksel yada MP nedir ?

Megapiksel fotoğraf üzerindeki 1 milyon tane renkli noktayı ifade etmekte. MP arttıkça daha büyük çözünürlükte fotoğraf elde edebilirsiniz. Ancak MP artıkça fotoğrafın kalitesinin artışı doğru orantılı değildir. Kamerada diğer etkenlerde devreye girecektir. MP ne kadar yüksekse baskı kaliteniz o kadar yüksek olur. O yüzden bilboard baskısı almayacaksanız 8-10 mp'den fazlasının bir önemi yoktur.

Iso nedir ?

Fotoğraf temel manada ışığın bir yansımasıdır.  Bu yüzden ışık ölçüsü azaldıkça fotoğraf kalitesi düşer. Akşam güneş battıktan sonra yada karanlık bir ortama girildiğinde fotoğraf çekmek zorlaşacaktır. DSRL kameraların ISO özelliği sayesinde bir miktar ışıksız ortamlarda da fotoğraf çekmeye izin vermektedir. 

14 Temmuz 2015 Salı

Balkondaki Bahçe

Balkondaki Bahçe'de Domates

Yılbaşından beri yoğun bir iş temposunda dolayı çok özlediğim yollara çıkamadım. Ne kışı doyasıya yaşayabildim ne baharı. Arabayla işe gidip gelirken otoban kenarındaki ağaçların yeşerip çiçek açmasını izlemekle yetindim sadece. Doğayı kucaklayamamanın sıkıntısı ile bardakta avokada bile yetiştirmiştim. Bu küçük faaliyet uzun yıllardır var olan ancak zaman ayırmadığım çiçeklere olan ilgimi artırmıştı. Doğaya gidip kucaklıyamıyorsam, neden onu evime getirmiyorum ki diye düşündüm bir an. Babamın koskoca bir terası olmasına rağmen kendi küçük balkonumda sebze yetiştirmeye karar verdim. İşten eve her geldiğimde sulamak, gelişimlerini takip etmek istiyordum. Bir hafta sonu Mısır Çarşısı'ndaki çiçek pazarından dometes, salatalık, biber, nane ve çilek fidesi aldım. Bunlarla birlikte evdeki filizlenmiş soğanları da diktim mi küçük ama benim için dünya kadar büyük bahçem hazır olmuş oldu. Bahçeyi her suladığımda yayılan  domatesin, nanenin kokusu tüm yorgunluğumu alıp götürüyordu. Apartmanlara sıkışmış hayatımızda bir pencere açmıştı sanki. Hele tüm sebzeler olgunlaşıp ta iftarda bir salata olacak kadar ürün topladığımda mutluluğumu ifade edemem. Instagramda #BalkondakiBahçe hashtagi ile tüm gelişimlerini paylaştım. Bu bile çok eğlenceliydi. Her bir kareyi birleştirip evre evre  bahçemin gelişimini  paylaşmak projemin son adımıydı. Tüm bu nimetleri veren yüce Allah(cc)'a hamdolsun. Tüm bu yaptıklarımdan sonra Enam Suresinin 99. ayeti ile karşılaştığımda ise ne kadar faydalı bir iş yaptığıma bir kez daha kani oldum.

Balkondaki Bahçe
Enam - 99
O gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler,üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Herbiri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için ibretler vardır.

Balkondaki Bahçe'de Salatalık
Balkondaki Bahçe'de Biber
Balkondaki Bahçe'de Çilek

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Tirende Bir Keman : Hüzünlü Bir Yol Hikayesi


Her sene düzenli olarak bir kitap yazan Mustafa Kutlu üstadın son eseri bir yol hikayesi. Eskiden Ramazan'da kitap çıkarma adeti olmasına rağmen son iki yıldır yıl başlarını tercih ediyor. Tirende Bir Keman üstadın son kitabı. Anadolu'nun gamlı yollarını anlatan bir demiryolu hikayesi. İsminden anlaşılacağı gibi nağmelerle süslenmiş gönlü hoş eden bir hikaye. Ancak baştan sonra hüzünlü. Yerim deyindeyse tam bir Yeşilçam filmi. Zaten üstadın bütün hikayeler sinemaya çok rahatlıkla uyarlanabilecek kalitede. Tiren olurda keder olmaz mı. Haydarpaşa'dan kalkan Adana'ya kadar devam edene trene Türk Musikisinin en güzel şarkıları eşlik eşlik ediyor. Kutlunun  hikayeleri genellikle Anadolu masumiyetinin kaybetmediği yıllarda geçer. Mesala kötü adam yoktur günahkar adam vardır. İçki içse bile Yasin'i ezbere bilir mesala. Ancak bu kitap biraz farklı. İstemediğimiz ama var olan karakterler var hikayede. Bu da kitabı kapattığınız yüreğinizi burkuyor. Lanet okumak geliyor içinizde. Kötülük iyiliği yenmiştir. Şarkılar daha da bir hüzünlendiyor. Hikayenin konusunu anlatmak istemiyorum. Sadece üstadı bir kere daha tebrik etmek istiyorum. Gerçek yolculuğun hayat yolculuğu olduğunu ve onunda dikenli zor yollardan geçtiğini hatırlatıyor bize.

Bir kaç altı çizili cümle ve şarkı sözlerini aktarayım kafidir.

- Naime Haliç'teki adalara bakıyor. Yalnız kimsesiz. "Bana benziyorlar" diyor içinden. Ama tavşanları varmış.
- Balkonda iken bazen udunu bazen tanburunu alır, alçak sesle çalıp söylerdi. Haliç'in üzerinde ışıklar oynaşır, bir patpatlı motor ardında gümüşten bir iz bırakarak uzaklaşır, bir kuş dertli dertli öter.
- Cenab-ı Hak yağ mumu isteye yağ mumu, bal mumu isteteyene bal mumu verir.
- Kader ne var ise etme merak.
- Aşkın çaresi ya tahammül ya sefer
- Gideceğim gurbet eldir / Ya gelinir ya gelinmez.
- Uzaktan gelmişim yorgunum hancı / Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş
- Bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir.
- Uzayıp giden o tiren yolları
- İşte tiren. Memleketi toplamış gidiyor. Her birinin ayrı bir hikayesi ayrı bir dünyası var.
- Her şarkının kalplerde bir hatırası vardır.
- Bizim romanımız türkülerimizdir. ( Tanpınar)
- Şu karşıki dağlar var olsun / Selamı gelmeyen var olsun / Senden bana selam gelmek ar ise /Benden sana çok çok selamlar olsun. ( Eğin Türküsü)







MUSTAFA KUTLU ESERLERİ

  • Ortadaki Adam (1970)
  • Gönül İşi (1974)
  • Yokuşa Akan Sular (1979)
  • Yoksulluk İçimizde (1981)
  • Ya Tahammül Ya Sefer (1983)
  • Bu Böyledir (1987)
  • Sır (1990)
  • Arkakapak Yazıları (1995)
  • Hüzün ve Tesadüf (1999)
  • Uzun Hikaye (2000)
  • Beyhude Ömrüm (2001)
  • Mavi Kuş (2002)
  • Tufandan Önce (2003)
  • Rüzgarlı Pazar (2004)
  • Chef (2005)
  • Menekşeli Mektup (2006)
  • Kapıları Açmak (2007)
  • Huzursuz Bacak (2008)
  • Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı (2009)
  • Zafer Yahut Hiç (2010)
  • Hayat Güzeldir (2011)
  • Anadolu Yakası (2012)
  • Sıradışı Bir Ödül Töreni (2013)
  • Nur (2014)


3 Temmuz 2015 Cuma

DEĞERLİ EŞYALARINIZ ELİNİZİN ALTINDA, EL BAGAJINIZDA OLSUN!

Kredi kartınızı, pasaport, ehliyet ve araç ruhsatı gibi her an ihtiyacınız olabilecek belgelerinizi; nakit paranız, değerli takılarınızı; uçuş sırasında ya da uçuşunuzun hemen ardından ihtiyacınız olabilecek ilaçlarınızı; bilgisayarınız ve cep telefonunuzu; sözleşmeler, tapu, diploma gibi önemli evrak ve belgelerinizi el bagajınızda taşıyın, aklınızı onlarda bırakmayın.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Boğaz'da Bir Damla Huzur : Vaniköy Camii

Vaniköy Camii
Olanca muhteşemliğine rağmen İstanbul Boğazı'nın kıyı semtleri özellikle hafta sonları insan akınına uğrayarak bazen çekilmez olmakta. Şöyle yalnız başınıza boğaz deniz kenarında ağaçların altında oturmak nerdeyse imkansız. Elbette bir yalınız veya yalı sahibi tanıdığınız yoksa. Çünkü halka açık alanlar çok kısıtlı. Size bu hengameden sıyrılarak nefes alacağınız bir tavsiyem olacak. Denizi halka kapatılmış boğazın yalıları arasına sıkışmış bir huzur köşesi Vaniköy Camii.

1665 yılında IV.Mehmet'in saray imamlığını sayılabilecek  Hünkar şeyhi sanında Vani Mehmet Efendi tarafında yaptırılan cami zamanla semte ismini vermiş. Semt dediğime bakmayın. Çengelköy'le Kandilli arasında sadece kıyı şeridinden ibaret küçücük bir yer. Caminin bir yanı boğaz, diğer yanı yemyeşil bir tepelik. Papaz Korusu deniliyormuş bu tepeye nedense. Tepenin arka tarafı şimdilerden lüks vilların işgaline uğramış ya neyse. Caminin iki yanı yalılarla çevrili. Yola bakan tarafındaki bahçesi ise  yüksek ağaçlarla kaplı. Bu nedenle yoldan geçerken görmeniz mümkün olmuyor.

Vaniköy Camii, İstanbul'un en güzel yalı camilerinden bir tanesi. Öyleki güzelliği ile diğer padişahlarında dikkatini çekiyor. Yapılışından 180 yıl sonra I.Mahmut camiye hünkar mahfili ekleterek av sonrası israhatlerini burada yapıp cuma namazlarını camide kılıyormuş.

Caminin boğaz bakan tarafında ulu bir çınar var. Camiinin inşaatı sırasında dikilen çınar şimdi
tam 350 yaşında. Caminin minaresi ile yarışan çınarın güzelliğini sadece boğazdan geçenler farkedebiliyor. Boğaz turunu çıktığınızda Anadolu Hisarı'ndan Üsküdar'a doğru gelirken gözünüz kırmızı bir minare arasın.

Eğer yolunuz düşerse Vaniköy durağında inip camide bir vakit namaz kılın muhakkak. Çünkü bunca güzelliğine rağmen cemaatsizlikten pek muzdarip, pek bir garipmiş bu cami. Cuma namazlarında bile çok sakinmiş.  Çevresinde lüks içinde yaşayan yalılardan köşklerden bir medet yokmuş anlayacağınız.


Namazdan sonra ulu çınarın altından boğazı seyredurun. Güneşin batırın karşı kıyılarda. İki köprü arasında ışık şölenine şahit olun.  Huzuru bulun kısacası. Yanınızda bir iki aile dışında kimseyi görmeyeceksiniz merak etmeyin. Şehrin karmaşası akarken yolda ve boğazda size sadece gecenin keyfini çıkartın. Vanlı Mehmet Efendi'ye dua etmeyi unutmadan.

Vaniköy Camii'nden Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve Rumeli Hisarı
Vaniköy Camii'nin İç Mekanı
Vaniköy Camii Çeşmesi
Vaniköy Camii kışında çok güzel
Vaniköy Camii'nin Yoldan görünümü
Vaniköy Camii sol tarafı sultan mahfili olarak sonradan inşa edilmiş
Vaniköy Camii'nden Boğaziçi Köprüsü
Vaniköy'de günbatımı
Vaniköy Camii'nde karşı yaka 
Vaniköy'ün Arşivden Eski Fotoğrafı


 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys