31 Ekim 2015 Cumartesi

Marmara İlahiyat Camii : Geçmişten Geleceğe Mimari de Bir Köprü


Yenilen Marmara Üniversitesi İlahiyat Camii sıradışı mimarisi ile kapılarını açtı. Detaylara inildiğinde geçmişten izler taşısa da modern mimari malzemelerin kullanımı ile cami mimarisinde yeni bir çığır açtı diyebiliriz. Son yıllarda yeni mimari ile yapılan camilerin en güzel örneklerinden bir tanesi. Şimdiden özellikle Selçuklu geometri formlarının kullanımı ile fotoğraf severlerin dikkatini çekmeyi başardı.

Caminin mimarı Hilmi Şenalp. Daha önce Ataşehir’deki Mimar Sinan Camii ile birlikte Tokyo, Berlin, Melbourne’de de eserleri bulunmakta. Çelikten yapılan ilk cami olma özelliği olan cami dönme hissi veren cam kubbesi ile dikkat çekiyor. Mimar Hilmi Şenalp kubbede kullandığı bu formu makro ölçekten mikro ölçeğe kâinatın bütününde yer alan dönme hareketini temsil ettiğini ifade etmekte. Selçuklu mimarisinde ahşap ve taş malzemeler kullanılarak uygulanan kırlangıç tavan tekniği, camide günümüz mimarisine uygun olarak cam ve çelik ile denenmiş. Cami mimarisinde daha önce kullanılmaya bir method.

Marmara İlahiyat Camii'nde kullanılan kırlangıç kubbe tekniği

Camideki levha üzerindeki hat yazıları ise Hattat Hüseyin Kutlu'ya ait.  Tüm camiyi çevreleyen hatlardan hanımlara ait balkonun üstündekilerde Hz.Hatice ile Hz.Ayşe'ye ait isimleri yazmakta. Bu özelliği ile de bir ilk. Cami içinde bayan sahabilere ait gördüğüm ilk hat bunlar oldu.

Hz.Peygamber'in eşi ve kızların isimlerinin da yer aldığı levhalar

Kubbesi haricinde dikkat çeken geniş yan camları selçuklu mimarisinde kullanılan geometrik gölgelikler ile desteklenmiş.  Minber, mihrap ve kürsü de cami mimarisine uygun olarak tasarlanmış. Kubbenin orta hizasına denk gelen nokta küçük bir havuz var. Tüm bunların haricinde camide bir sadelik hakim. Bu sayede namazın sıhhatine aykırı bir durum oluşmuyor.


Depreme dayanıklı olmadığı gerekçesiyle 2012 yılında yıkılan Eski Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii hem  üniversitenin tatbikat camii hem de protokol camii olarak kullanılmakta idi. Yeni inşa edilen cami de bu görevlerini çok daha iyi bir şekilde yerine getirecek. İki katı otopark, iki katı ise ibadet alanı  olarak inşa edilen camide 5.000 kişi aynı anda namaz kılabilmekte. Camide ayrıca kütüphane, kafeterya, konferans salonu, sanat galerisi, derslikler, hoca odaları, toplantı salonları, yemekhane gibi dînî ve sosyo-kültürel hizmet alanları bulunmakta.

Cami hakkında verebileceğim güzel uygulamalardan birisi de engelli ve çocuklu cemaat için hayat kolaylaştıran  merdiven ve asansörleri.  Otoparktan direk caminin içine kadar asansör bulunmakta. Ayrıca caminin dışında ki yüksek merdivenler tekerlekli sandelyeler için özel olarak tasarlanmış.

Tekerlekli sandelyelerin kolayca kullanabileceği özel tasarım merdivenler
Camiye ulaşım oldukça kolay. Metrobüs'le Altunizade durağından 5 dk'lık yürüyüş mesafesinde. Üsküdar'dan da Altunizade'ye şimdilik dolmuş ve otobüslerle gidebilirsiniz.  Üsküdar-Çekmeköy metrosunun Altunizade durağı caminin tam altına inşa ediliyor. Bu vesile ile ulaşım daha kolay olacak.


Bir fotoğrafçı olarak benim en çok hoşuma giden ise hem iç hem dış mekanda çok güzel fotoğraf çekilebilmesi. Geometrik şekiller ışıkla birleşince doyumsuz keyif alacağınız anlara dönüşüyor. Geniş yan camlar sayesinde bol ışık alması çekimi kolaylaştırıyor.














26 Ekim 2015 Pazartesi

İstanbul Efendisi : Müzikalin Efendisi


2015 tiyatro sezonunun açılışını İstanbul Efendisi oyunu ile açtık. Methini çok duymama rağmen bir türlü gidememiştim. Şehir Tiyatrolarında 2008 yılından beri kapalı gişe oynayan oyunu Ümraniye Sahnesi'nde görünce tiyatro grubumuzla günler öncesinden yerimizi ayırmıştık.

Dekor ve kostüm dallarında bir çok ödül alan oyun perde açılır açılmaz bu ödüller ne kadar hak ettiğini ispatlarcasına etkiliyici bir başlangıç yapmakta. Nerdeyse tüm oyuncuların toplu olarak dans ettiği sahne oyunda dinleyeceğimiz güzel müziklerin habercisi gibiydi.

Oyunun yazarı Türk tiyatrosunun kurucularından ve en ünlü oyun yazarlarından Musahipzade Celâl. II. Mahmut döneminin valisi ve belediye başkanı konumundaki Kadı Halet Efendi'nin hayatından esinlenerek 1913 yılında yazdığı oyunda günümüzde olduğu gibi o dönemde de geçmişe ışık tutmukta. Modernleşirken geçmişten kopmamak gerektiğini savunan Musahipzade Celâl bir röportajında tarih perdesi altında unutulmaya mahkum olan geçmiş varlığımızın güzel ve çirkin safhalarını sahnede canlandırmak istedim der.

Oyunun yönetmeni ise tiyatronun duayen isimlerinden Engin Alkan. Oyunda uzun yıllar başroldeki Savleti Efendi'yi oynadıktan sonra bu yıl Tankut Yıldız'a bu görevi devretmiş. Engin Alkan'la karşılaştırm imkanım olmadı ancak genç oyuncu, oyun boyunca izleyiciden büyük destek aldı. Özellikle seyirci ile girdiği diyaloglarla seyirciye büyük keyif verdi.

Oyun hakkında daha önce duyduğum övgülerde Güldür Güldür Show'dan Şevket rolü tanıdığımız Çağlar Çorumlu öne çıkmaktaydı. Savleti Efendi'nin hafiften deli oğlu İrfan rolü için onun yerine gelen oyuncu ise en sönük olanıydı.

Menteş Ağa yada Mimi Ağa rolü  ile Zaer Kırşan ise en dikkat çekenler oyuncular arasında. Özellikle İrfan'la girdiği işaretlerle anlatma sahnesinde yengeç tiplemesi harikaydı.

Son olarak oyundaki müziklere değinmek istiyorum. Her bir tek başına insanı mest ederken oyuncuların dansları ile farklı bir atmosfere taşımakta.  Bir kere izlemekle yetinilmeyecek kadar güzel bir oyun olan İstanbul Efendisi'ne şimdiden yerinizi ayırtmanızı tavsiye ederim.

Yazan : Musahipzade CelâlL
Yöneten : Engin Alkan
Süre : 2 saat 45 dk. 2 Perde

http://istanbulefendisiardiyesi.tr.gg/

İstanbul Efendisi Oyun Fragmanı 






5 Ekim 2015 Pazartesi

Sonbahar Sözleri



- Yaprak sıkılmıştı ağaçtan, bahaneydi sonbahar. (Necip Fazıl Kısakürek)






- Oysa ben akşam olmuşum, yapraklarım dökülüyor usul usul, adım sonbahar. (Atilla İlhan)



- Zekâ ayva ve portakal gibi geç renk ve koku kazanan bir sonbahar ürünüdür. En az kırk yıl güneşte pişmeden, bu soylu meyve ballanmıyor. (Ahmet Haşim)



- Sonbaharda çiçeklerden bahsetmek iyi gelir. İnsanın içini ilkbahardaymış gibi ümitle doldurur. (Paulo Coelho )



- Bir ölüm vefalı, bir de sonbahar. (Cahit Zarifoğlu) 



- Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen uzun bir yazdan selametle çıkmak azımsanır şey değildir. Şükür yaz bitmiş, güze girmişizdir. ( Nazan Bekiroğlu- Mavi Lale)


- Fânî ömür biter, bir uzun sonbahâr olur.(Yahya Kemal)


- Sonbahar -ki acının değişmez dipnotudur. (Metin Altınok)


- Güz geldi ve yıldızlarını üstüme döktü. ( Ali Püsküllüoğlu)


- Sonbahardı… Seninle geçiyorduk o yoldan;  / Topraklardan, havadan bir hüzün taşıyordu. / Bize yaklaşıyordu. (Nihal Atsız) 



 - Eylül toparlandı gitti işte / Ekim filan da gider bu gidişle (Turgut Uyar)



- Ve seninle gelen ilkbaharım yerini sonbaharlara bırakırken hayat kulağıma fısıldadı: Doğmanın bedeli ölmek ise sevdanın bedeli ayrılıktır çünkü her ayrılık bir parça ölüm taşır içinde. (Burcu Yılmaz)


- En sevdiğim mevsime geldik.. Yapraklar sararacak, gök gürültülü yağmurlar yağacak. Sonbahar, hüzündür; Hüzün ise, ben demektir. (Özdemir Asaf)


Kül mavinin yanına sarı gelirse sonbahar, sen benim yanıma gelirsen kıyamet olur. (Atilla İlhan) 



- Niçin rüzgarlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin ? ( Sabahattin Ali)

- Ve neylersin mevsim sonbahar işte; yaprak nasıl düşerse, gözyaşı da öyle düşer bu mevsimde; öylesine yavaş yavaş, öylesine hiç durmayacakmış gibi, öylesine damladıkça çoğaltır dumansız ateşimiz. (Sinan Yağmur)

- Yürüdüğün yollarda, / Çaresiz bir hüzün, / Adı Sonbahardı, / Son demiydi hüznün, / Ne kadar, karşı koysan da, / Yaşanacaktı ve yaşandı güzün ( Mustafa Murat GÜNGÖR)


 - Tutuklandığım mevsim yazdı, serbest kalırsam artık her yer sonbahar.(Küçük İskender)



- Dedim ya, Eylül‘dü. Savruluşu bundandı kimsesizliğimin (Cemal Süreya) 

Eylül bir ay değil, bir aylık ayrı bir mevsim. (Haşmet Babaoğlu)

- Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi, Eylül diyorsun, tam da orada başlıyor ayrılık. (Ahmet Telli)

- Her gönül insanı yemiştir, ömründe birkaç kez, Eylül‘ün tokadını. (Servet Saygınoğlu)

Ne zaman sonbaharı düşünsem, ölmemi istemeyen birisi, elleriyle birlikte aklıma gelir. (Toni Morrison)

-  Yalnızca resimler kalmalı annemden, deniz... sonbahar... ışıklı gemiler... el ele tutuşmalarımız... (Selim İleri)







 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys