28 Kasım 2015 Cumartesi

İlk Operada Hayal Kırıklığı : Başka Dünya

Opera - Baska-Dunya
Tiyatroya olan ilgimi bir adım öteye taşıyarak bir opera izlemeye karar verdim. Daha önce hiç gitmediğim için yapılan espriler haricinde bir fikrim de yoktu. Kadıköy'de Bahariye Caddesi'ndeki Süreyya Opera Binası'nda gösterimlerini yapan  Kültür Bakanlığı'na bağlı İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nden Başka Dünya operasına bilet aldık.  Hiç bir önyargımız olmadan sadece operayı tanımak için gittiğimiz için oyun hakkında hiç bir araştırma yapmamıştık. Ancak büyük bir hata ettiğimizi sonradan anladık. Oyunun sonunda büyük bir hayal kırıklığı bizi bekliyordu. 

Genel itibari ile operadan büyük keyif aldım. Farklı bir lezzet kattı diyebilirim. Bir klasik müzik konseri ile tiyatro oyunundaki keyfi aynı anda alıyorsunuz. Orkestra sahnenin altına konumlandırılmış olması ve sadece şefin baş ve kollarını görüyor olmanız farklı bir hava katıyor. Derinlerden gelen bir müzik ziyafeti. Bunların deneyimlemek bile çok güzeldi.

Metal basamaklarla oluşturulan ve  zindan havası verilmiş bir sahne tasarlanmış. Farklı renkle ışıklarla aydınlatılan camdan duvarları var. Böylece duvarın arkasında gölge efekleri uygulanabilmekte. Duvara projeksiyonla yansıtılan görüntülerle sahne zenginleştirilmiş.

Oyun zindana atılan Bilgin isimli karakterle açılıyor. Stalin tarzı pos bıyığı ve kıyafeti ile sosyalist olduğu aşikar. Sonra kalabalık bir polis ordusu ile Başkan giriyor sahneye. 1950'lerin Amarikan polislerine benzeyen kıyafetleri ile. Başkan karakteri ile günümüz siyasetine bir atıf kolaylıkla anlaşılıyor.

Sonra Leyla ile tanışıyoruz. Bilgin'in kızı. Başkan, Bilgin'i keşfettiği yeni gezegene götürmesi için Leyla ile tehdit ediyor. Gökyüzü çoktan maviliğini yitirip külrengi olmuş sözü operanın ana teması. Karamsar bir hava çiziliyor. Dünyada baskıcı bir yönetim hakim. Doğa katlelidilmiş. Daha çok kar uğruna insanlar mutsuz edilmiş. Bu hali ile distopya tanımlanmaya çalışılmış. Ütopya "güzel bir yer" iken distopya "kötü bir" yerdir.

Bilgin gizlice yeni gezegene gidiş yolunu kızına gösterir. Leyla bir yolunu bulup bu yeni gezegene gider. Yeni gezegenin karakteri ise şaşırtır izleyiciyi. Yunan mitolojisinde tanrıların tanrısı Zeus ve onun karısı evlilik tanrısı Hera karşımıza çıkar. Zeus'un farklı kılıklara girerek çapkınlık yaptığı hatta Herkül gibi yarın tanrı çocukların olduğu malum. Oyunda da Leyla'ya aşık olur ve tanrılığı bırakıp insan olmayı seçer.  Leyla ile Zeus'un aşkı. Opera yeşilçam filmine döndü bir anda.

Buraya kadar masum bir şekilde devam eden oyun Başkan, Bilgin'i de alarak yeni gezegene gelmesi bir anda değişir. Solcu bir yazarın "Başkan" ile kimi kastettiği çok açık. Ancak Zeus'un dilinden dökülen kelimeler daha şaşırtıcı. Çok tanıdık bir ismin cümlelerini duyunca irkildim. Bu dakikadan sonra oyun benim için acabalar ile devam etti.

Başkan, insan Zeus'la mücadeleye girişir.  Başkanın dilinden güncel basir siyaset malzemesi kelimeler dökülmeye başlayınca işin rengi belli olmaya başladı. Hele ki seyircilerin brovoları havada uçuşmaya başlayınca sığ  düşünceli elit kesimin kendini tatmin ettiği basit bir oyunun içine düştüğümüzü anladık. Bu dakikadan sonra oyunu alkışlamayı bıraktım.

Başkan, İnsan Zeus'u öldürünce bir matem havası devam etti temsilde. Ancak bir müddet sonra beklenmedik bir şey oldu. Tanrı Zeus dirildi. Başkan kaçtı. Bildik cümlelerle Zeus yüceltildi. Başkan yerildi.

Bir sonraki sahnede  Bilgin, günümüz dünyasında bir Profesör olarak karşımıza çıktı. Hera ise profesörün Karısı olarak. Tüm yaşananlar bir rüyadır aslında. Ancak mutlu sonla bitmez. Bir komser ve polis ordusu girer sahneye. Profesör tutuklanır. Bir baba olarak etkilendiğim sahne ise Leyla'nın küçüklüğü olarak çıkan küçük çocukla babasının vedası oldu. Oyun bittiğinde brovalar, alkışlar havalarda uçuştu yine. Biz ise yerimizde kaldık öylece. Kendini bir kaç sözle ile tatmin eden insan guruhunun sakinleşmesini bekledik.

Malumunuz oyunda baskıcı, diktatör olarak gösterilen Başkan karakteri ile bu ülkenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kastedilmekte. İşin ironik tarafı ise bu operanın Kültür Bakanlığı'na bağlı bir kurum tarafında sahneye konması. Daha ilginci ise operanın bestecisi ve orkestra şefi Selman Ada'nın, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın da şefi ve aynı zamanda İstanbul Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü olması.Öyle bir diktatör düşünün ki kendisine bağlı bir kurumda tarafında hakaret edilmesine izin versin.

Ancak operada beni rahatsız eden sadece bu olmadı. Yerlerden sürünen yaratıkların etrafında dolaştığı, yüceler yücesi olarak gösterilen, efsaneler ölmez denilerek tekrar diriltilen Tanrı Zeus'un ağzından Atatürk'e ait sözlerin sarf edilmesi sarstı beni. Atatürk'ün tanrısal bir figür olarak gösterilmeye çalışılması kabul edilemez. Cumhuriyet'in ilk dönem ünlü şairlerinden  Kemalettin Kamu'ya ait "Çankaya yeter bize/Kabe Arabın olsun" dizesi geldi hemen aklıma. Halen bu düşüncede insanlar olduğu düşünmemiştim. Açıkçası  10 Kasım'da Atatürk'ün ölümsüz olduğunu ifade eden cümleler kullanılmasını, 1938 yerine 193∞ yazılmasını sadece fikirleri açısından söylendiği algılamıştım. Ancak bu operada fiili olarak bir tanrılaştırma çabasına girilmiş olduğu da görmek üzdü beni.

İlk opera denememin böyle kötü bir kurgu ile biten bir temsil olmasını istemezdim. Bu yüzden Türk operası ile başlamanın hata olduğunu düşünüyorum. Başka operalara tekrar gideceğim ki bu kötü izleri sileyim hatıralarımdan.

Başka Dünya Operası

Başka Dünya Opera Bilgileri : 

Besteci: Selman ADA
Libretto: Tarık GÜNERSEL
Orkestra şefi: Selman ADA / Zdravko LAZAROV
Sahneye koyan: Yekta KARA
Dekor: Ferhat KARAKAYA
Kostüm: Ayşegül ALEV

Zeus: Caner AKGÜN / Eralp KIYICI
Leyla: Evren EKŞİ / Gülbin GÜNAY
Başkan: Bülent KÜLEKÇİ / Emrah SÖZER
Hera: Aylin ATEŞ / Nesrin GÖNÜLDAĞ
Soytarı: Ahmet BAYKARA / Çağrı KÖKTEKİN
Bilgin: Kenan DAĞAŞAN / Gökhan ÜRBEN




Süreyya Opera Binası :

Süreyya Operası, Kadıköy Bahariye Caddesi üzerinde İstanbul milletvekillerinden Süreyya İlmen (Süreyya Paşa) tarafından yaptırılıp 1927 tarihinde tiyatro ve opera gösterimleri için yapılmış.Ancak 2005 yılına kadar sinema salonu (Süreyya Sineması) olarak hizmet vermiştir. 2007 yılında Kadıköy Belediyesi tarafından restore edilerek tekrar operaya dönüştürülmüştür.  


10 yorum:

Adsız dedi ki...

Operadaki hikayeden kostümlerden efektlerden vs daha çok sizi Recep Tayyip Erdoğan ve Atatürk kısımları rahatsız etmiş gördüğüm kadarıyla. Tam tersi olsa o çılgınca alkışlayanlardan biri siz olacaktınız ve hiçbir rahatsızlık hissetmeyecektiniz. Rahatsızlığınızı anlayabiliyorum ama bir de bu açıdan bakın. Sizi en çok ne rahatsız etti gerçekten? Operada siyasetin işlenmesi mi? Yoksa sizin siyaset anlayışınıza muhalif bir şekilde işlenmesi mi?

Yoldaki İzler dedi ki...

Keşke isminizi görebilseydim. İnsanları tanımadan yargılamanın ne kötü bir huy olduğunu yüzünüze söylerdim. Sanatın siyaset ile kirletilmesinden bayağılaştırılmasndan rahatsızsım. Hepsi bu. benim anlayışımla alakası yok. Sizin gibi sığ düşünceli bir insan değilim.

dizzyblurry dedi ki...

tek bir ornek izlediniz diye tum turk opera ekolunu silip atmazsaniz umarim. cunku bu durumda siz de korkarim sig bir hareket sergilemis olursunuz. italyan veya germen ekoluyle baslamanizi oneririm; belki daha cok keyif alirsiniz...

Yoldaki İzler dedi ki...

Elbette opera sanatına karşı negatif bir tutum takınmadım. Tavsiyeniz için de teşekkür ederim. Daha iyi örneklerini izleyeceğim.

Su Kumran dedi ki...

Popülizm sığlığından kurtulabilmiş opera eleştirisi okumak dileğiyle...Gülhan Kumran

Nursah Atsu dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Nursah Atsu dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Yoldaki İzler dedi ki...

Yazılarım amacına ulaştı ise ne mutlu bana. Çok teşekkür ederim. Saygılarımla

Yoldaki İzler dedi ki...

Sığ eserler izlemekten kurtulmak ümidiyle

Tarık Günersel dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.

Yorum Gönder

 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys