7 Kasım 2016 Pazartesi

Seyyah Gözüyle Mecidi'nin Filmi : Hz.Muhammed Allah'ın Elçisi


Sonda söyleyeceğimi başta aktarmak istiyorum. Film izleyin. Eleştirin ama izleyin. Okuyun doğrusunu öğrenin ama izleyin. İman, bir filmi izlemek ile gidecek kadar zayıf değildir. Eğer gidiyorsa da o iman değildir zaten. Ki film imani bir konuda eleştiri almıyor. Tamamen mezhepsel bir bakış açısından dolayı tepki ile karşılanıyor. Filmi eleştiriler alacağını bile bile hiç bir yorumun etkisinde kalmamak için ikinci günü akşamı izledim. İlk gün daha kimse ne olduğunun farkında değildi ama yine de bir iki yüksek ses gitmeyin naraları atmaya başlamıştı bile.

Her şeye rağmen film hakkındaki şahsi yorumlarımı aktarmak istiyorum. Okurken ne bir ilahiyatçı olarak  ne de bir film eleştirme olarak değil de tamamen bir seyirci gözüyle yorumladığımı unutmayın.

Önce filmin ben de bıraktığı olumlu etkilerden bahsedeyim. 


Seyyah olmasam bile gezmeyi yolculuk etmeyi kendine şiar edinmiş birisi olarak Hz.Peygamber'in hayatındaki yolculukları çok düşünmüş okumuşumdur. Yolculuk ile ilgili hadislerde geçen dualarını Yol Duaları adı altında yayınlamıştım hatta. Yine Seyahat Ayetleri ile Kuran'da yolculuğu teşvik eden ayetleri incelemiştim. Yolculukların doğumunda vefatına kadar Hz.Peygamber'in hayatında büyük bir yeri olduğunu biliyordum. En büyük yolculuğu da Hicrettir ki hacda Sevr mağarasında buna yakinen şahit olma şerefine eriştim. Film 13 yaşına kadar olan kısacık dönemi anlatmasına rağmen hayatına büyük etkisi olan 3 büyük yolculuğu konu edinmekte.

Birincisi daha iki aylıkken süt annesi Halime'nin kabilesine yaptığı yolculuk.4 yaşına kadar Halime'nin yanında kalması anne hasreti çekmesine sebep olmuştur. Daha sonra annesi Amine ile Medine'ye yaptığı yolculuk ki filmdeki bu sahneler beni oldukça duygulandırmıştır. Medine sokaklarında heyecanı sanki gelecekteki Medine sevgisinin işaretlerini barındırmak. Diğer ve en önemli yolculuğu ise Ebu Talip'le yaptığı Şam ticaret kervanıdır. Rahip Bahira ile tanışması da burada olmuştur.

Siyer kitaplarında okuduğum bu hadiseleri filmde yaşamak bana ayrı bir heyacan kattı. Yolculukların Hz.Peygamber'in hayatı ve gelişimi üzerine etkisini daha fazla düşünmeye sevketti. Bir de çölün güzelliğinin  enfes bir sinema diliyle anlatılması eklenince duygusal anların yaşanmaması kadar doğal bir sonucu olamaz. Hele ki daha yeni Hacdan dönmüş olmanın getirdiği duygu yoğunluğunu düşününce.

Filmin en güzel sahneleri bence Fil Hadisesi'nin anlatıldığı kısımdı. Hiç bu kadar güzel sinemaya aktarılmamıştı. Keşke İslam tarihinden kesitler beyaz perdeye daha fazla taşınsa  diye geçirdim içimden.

Kabe'nin gösterildiği sahnelere daha bir özlemle dikkat kesildim. Hele ki Abdulmuttalip'le Hz.Peygamber'in Hac yaptığı sahne çok duygulandırdı beni. Daha peygamberlik gelmemiş olmasına rağmen Hz.İbrahim'in sünnetine uygun olarak yapılan tavafta gözler sel oldu aktı.

Gelelim filmin eleştirdiğim kısımlarına


Yıllar önce Mecid Mecidi'nin filmi çekmeye başladığını duyduğumdan beri merakla bekliyordum. Elbette en büyük soru işareti Mecidi bile olsa bir şii yönetmenin çektiği filme ne kadar güvenebileceğimizdi. Sonuç itibari ile filmin sponsoru İran hükümetiydi. Filmi izlerken de bu kaygıların ne kadar haklı olduğuna şahit olduk.

Filmde en problemli konu Hz.Peygamber'in çocukluk dönemi olsa da fiziken gösterilmesiydi. Yüzü hiç bir zaman gösterilmedi. Sesinin olması gereken yerlerde de altyazı vardı. Buna rağmen silueti, uzun saçları ve ay gibi parlayan eli hep göz önündeydi. Kıyameti koparan da bu oldu zaten. İtikadi olarak bir sakınca olmamasına rağmen Hz.Peygamber'e hürmeten onun resmedilmesi biz de hiç bir zaman hoş karşılanmamıştır. Belki de gelecek yüzyıllarda Hz.İsa gibi bir figür oluşmamasını engellemek için haklı bir davranıştır. Ancak şii siyerinde bu kadar ihtimam gösterilmemekte. Çizimlerde Hz.Peygamber'in resmedilmesi doğal karşılanmaktadır. Hatta İran'ın büyük etki bıraktığı Selçuklularda bile bu böyleydi. Osmanlıda bile bazı minyatürlerde görülebilmekteyken günümüz sünni dünyası sert tepki vermektedir.  

Diğer bir tartışmalı konu ise Ebu Talip'in Hz.Peygamber'e iman eden bir sahabe gibi gösterilme çabası. Bunda Hz.Ali'nin babası olmasında dolayı şiilerin verdiği önem yatmaktadır. Bir nevi kutsiyet atfetmekteler. Ancak Ebu Talip'in  Hz.Peygamber'i hayatı pahasına koruyup kollamasına rağmen iman etmeden öldüğüne dair inanç ağır basmakta. Hz.Peygamber hiç görmediği babası Abdullah'ın ve dedesi Abdulmuttalip'in hanif kabul edilerek diğer müşriklerden ayrı görülmesi gibi bir yaklaşım var burada. Filmde pek dikkat çekmese de iki sahnede Hz.Ali yer almakta. Sesi duyulsa bile siması gösterilmemekte. Bu üçlemenin diğer filmlerinde de Hz.Ali'nin gizleneceğini göstermekte.

Bu iki önemli konunun dışında bir de uydurma rivayetlere dayanarak filme eklendiğini düşündüğüm mucize sahneleri var. Baya sırıtıyor filmde. Hiç bir kitapta okumadığım hiç bir sohbette duymadığım mucizeler. Hz.Peygamber için çocukken bile hastalara şifa veren, denizden balık bahşeden bir insan portresi olarak çiziliyor.  

Sonuç olarak başta söylediğimi tekrar etmeliyim. 


Filmi izleyin. Daha iyisi çekmek için izleyin. Doğrusunu çekmek için izleyin. Şii itikadını tanımak için izleyin. İzlerken okuyun. Okurken öğrenin. Sadece bu film için değil genel bir kaide olarak uygulayın hayatınızda. Kulaktan duyma bilgilere amel etmeyin. Kaynağından kurandan sünnetten siyerden öğrenin.






0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys