18 Ağustos 2017 Cuma

Afrodisias : Yoldan Çıkartan Şehir

Afrodisias Antik Kenti Tiyatrosu
Görülmesi gereken yer listeleri vardır. 50'den başlar 100, 1000, 1001 diye devam eder. Sayılara takılmam listelere de. Yol beni nereye götürürse oraya giderim. Görmem gerekeni görür, göremezsem eyvallah der yoluma bakarım. Ailecek yaptığımız Bodrum tatili sonrası dönüş yolunda İzmir üzerinden dönmek yerine yolumu uzatarak farklı yerler görmek istedim. Bodrum kadar ünlü bir yer. Bembeyaz travertenleri ile Pamukkale'yi listeme eklemek istiyordum.

Öğlen saatlerinde Bodrum'dan yola çıkıp Muğla üzerinde Denizli'ye doğru hareket ettim. Çok kısa bir mesafe değildi. Bu yüzden yol üzerinde duramadım. Denizli'ye yaklaşmışken bir kahverengi tabela çıktı karşıma. Afrodisias 50km sola, Pamukkale 46 km ileriyi gösteriyordu. Kırmızı ışıkta durdum. Yeşil yanan kadar karar vermem gerekiyordu. Pamukkale'nin kapanış saatini bilmiyordum. Gidiş gelişim en az iki saat sarkabilirdi. Hayat tercihlerle yol bulur. Ben de Afrodisias'ı tercih ettim. Eşim ve çocuklarım yolun verdiği rehavetle uyukluyorlardı. Belki Pamukkale'den vazgeçecektim. Yine de Afrodisias Antik Kentini görmek istedim. Yarım saat sonra muhteşem şehre gelmiştim bile.

Afrodisias Kahverengi Tabelası

Afrodisias Antik Kenti için Türkiye'nin en iyi koruna arkeolojik alanı deniyordu. Öyle olmalı ki bir ay kadar önce Unecco Dünya Mirası Listesi'ne girmişti.  Adını aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’den alan Aphrodisias ismi kadar güzel bir şehir olmalıydı. Bu beklentiler ile gezmeye başladım.

Antik kentin içine araba ile giriş yaptırılmıyor. Yol kenarında bir otopark var. Arabanızı bırakıp traktör-otobüs ile sizi antik kente taşıyorlar. Bunun içinde 10 TL ücret alınıyor. Ama topu topu 500 mt gitmiyorsunuz geldik diyorlar. Köylülere gelir elde etmek için yapılmış bir uygulama olsa gerek. Her zaman ki gibi sineye çekip veriyorsunuz. Afrodisias Antik Kentine giriş ücreti 25 TL. Müze Kart ile ücretsiz giriş yapılıyor.

Yolun karşısına geçmek için bindiğimiz traktör-otobüs

Afrodisias Antik Kenti çok büyük bir alana kurulmuş. İçinde tiyatrosu, agorası, tapınağı, tetrapylonu(kapı), meydanı, hamamı, sarayları ve günümüzde Anadolu'da sayıları çok az kalan bir stadyumu bulunmakta.

Afrodisias'ın neden bu kadar çok beğenildiğini heykel müzesini görünce anladım. Afrodisias bir heykel atölyesi ve okuluymuş. Şehirdeki tüm binalardan daha değerli heykeller hemen hemen hiç bozulmadan çıkartılmış. En güzeli de uzak bir şehir müzesine taşınmak yerine hemen yanı başında sergileniyor olması. Daha içeri girmeden bahçedeki lahitlerin güzelliği sarıyor insanı.



M.Ö. 2. yy. da Roma egemenliğinin güçlenmesiyle, kent kutsal yöre olarak önem kazanmış. Caesar’ın, Afrodit'e hediye ettiği altın bir Eros heykelinden söz edilmekte. Bundan dolayı şehir Aphrodisias ismini almış.

Afrodisias varlığı Osmanlı'nın son döneminde yapılan araştırmalar ile bilinse de dünyaca tanınmasını Ara Güler'e borçlu olduğu kabul ediliyor. Ara Güler'in ağzından Aprodisias ile ilginç tanışma hikayesi :

“Devir 1958. Adnan Menderes’in son zamanlarıydı. Aydın’da valiye gittim. “Adnan Menderes’in açılış yapacağı baraj var. Beni oraya gönder, açılışta resim çekeceğim” dedim. Şoför dedi “Ben bir kestirme yol biliyorum, oradan gidelim.” Kestirme yoldan giderken yolu kaybettik. Yolu kaybedince de nereye gitsek karşıma hep o büyük kayalar çıkıyordu. Güneş battı ve zifiri karanlık oldu.
Gidiyoruz, gidiyoruz yine aynı kayalıklara geliyoruz. Kaybolduk!
Baktım bir ışık var. Bir kahve… Kahveye girdik, adamlar oyun oynuyor. Lüks lambasıyla aydınlanıyordu. Biraz sonra gözüm ışığa alıştı, bir de baktım ki kahvede masa yok. Sütun başlıklarını masa yapmışlar ve üstünde domino oynuyorlar.
Tarih ve bugün içi içe yaşamaktadır. Böyle acayip bir yer hayatımda görmedim. Harabe dediğin harabedir. Ama bu öyle değil, bu bambaşka. Bu, tarih içinde yaşayan bir şehir…
Baktım ki taşların içinden suratlar bana bakıyor. Hemen aklıma röportajın adı geldi; Aphrodisias çığlığı…
O taşlar bana bakıyor ve “beni buradan kurtar!” diye çığlık atıyor.”
Esin Perisi ve Maskesi


Benim hikayeme dönecek olursak eşim ve çocuklarım Pamukkale'ye gitmek için sabırsızlanıyorlardı. Bense büyülenmiş bir şekilde bir o yana bir bu yana koşturuyordum. Heykel müzesini beraber gezip dışarı çıkınca onları bir köşede bıraktım. Çok hızlı hareket ederek tiyatroya çıktım. Müthiş bir manzarası vardı. Oradan agorayı ve bir kaç yapıyı daha gördüm. Ama aklımın bir ucu da sıcakta bekleyen ailemdeydi. Onları daha fazla sıkmamak için stadyuma gitmekten vazgeçtim. Çünkü şehrin en ucunda ve çok uzaktı. Bu gezi bir keşif gibi oldu sanki.  Bir sonraki sefere yolumu düşürmek için bir sebep. Bu duygularla Pamukkale'ye doğru devam ettik.

Şehir ve heykellerle ilgili çok fazla bir şey söylemeyeceğim. Envanterine aşağıdaki müze sayfasında ulaşabilirsiniz. Sizi Afrodisias güzelliği ile başbaşa bırakmak istiyorum.

http://www.aphrodisias.org

Ara Güler  Aphrodisias'ta

Göremediğim Aphrodisias Stadyumu - Fotoğraf müzenin sayfasından

Aphrodisias Müze Girişi

Afrodisias Heykel Müzesinde dev heykeller karşılıyor

Dönemin ileri gelenlerinin büstleri









Afrodisias Agorası (Ticaret Merkezi)




14 Ağustos 2017 Pazartesi

Bodrum : Mavi ile Beyazın Kol Kola Gezdiği Şehir



Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin,
Sanma ki geldiğin gibi gideceksin,
Senden öncekiler de böyleydiler,
Akıllarını Bodrum’da bırakıp gittiler.”
(Halikarnas Balıkçısı)

Ünlü şair Cevat Şakir yada daha bilinen ismi ile Halikarnas Balıkçısı şiirinde böyle tarif eder Bodrum'u. Bahsi geçen yokuş başı neresidir bilmiyorum ama akşam vakti antik tiyatronun karşısından gördüğüm manzara bu şiirin resmedilmiş hali gibiydi sanki. Masmavi bir gecede Bodrum'un bembeyaz evleri, onların arasında ay gibi parlayan Bodrum Kalesi, denizde ateş böcekleri misali tekneler, arkada dağ gibi yükselen Kara Ada.

Türkiye'de kime sorsanız tatil denilince akla gelecek iki şehirden belki de ilki Bodrumdur.  Buna itiraz edecek kimse de çıkmaz. Yurdumuzun uluslararası arenada turizm adına marka şehirlerinden birisi haline geldi. Son yıllarda ise adı magazin sektörü ve pahalı beach cluplar ile özdeşleşse de bu kent çok daha farklı izler barındırıyor. Ne de olsa Turgut Reis'in memleketi. Rodos'un fethinde Sultan Süleyman'a ev sahipliği yapmış. Halikarnas ismi sadece şair bir balıkçıdan değil binlerce yıllık bir tarihten geliyor. Hatta bir de mozelesi var ki dünyanın 7 harikasında biri kabul ediliyor. Mavi yolculuk litaratüre bu şehirden girmiş. Bunca güzelliği barından bir şehirde eğlenceden çok daha fazlası olmalıydı. Bu bilinç ile geldiğimiz şehirden şairin dediği gibi aklımızı da kalbimizi de Bodrum'da bırakarak güzel hatıralar ile ayrıldık.

Bodrum Kalesi & Sualtı Arkeoloji Müzesi

Bodrum Kalesi ve Marina
Bodrum'da gezilecek yerler listesi çıkartılsa birince sırada elbette Bodrum Kalesi yer alır. Zaten Bodrum ismini bu kaleye borçlu. Antik dönemde ismi Halikarnassos olan kente Rodos Şövalyeleri güçlü bir donanmaya sahip olmak için 1415 yılında Aziz Petrus ( Castle of St. Peter) adında bir kale inşa ederler. Ayrıca Aziz Petrus'a ithafen şehrin ismini de "Petrium" olarak değiştirirler. Gel zaman git zaman şehrin ismi sırasıyla Petrum, Potrum en sonunda da Bodrum olarak söylenir.

Günümüzde kale Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'ne ev sahipliği yapmaktadır.  Türkiye'nin ilk, dünyanın da ikinci en büyük su altı arkeoloji  müzesidir.   Dünyanın en eski batığı olan ‘’Uluburun Batığı’’müzede sergilenmekte, ayrıca şarapların yıllanması için kullanılan amphoralar, su altından çıkartılan cam eserler ve cam külçeleri, çeşitli dönemlere ait sikkeler müzede sergilenen eserlerin başlıcalarıdır. 

Kalenin burçlarını sırasıyla gözerken panoramik bir Bodrum manzarası ile karşılaşacaksınız. Dikkanizden kaçmasın. Kaleyi hakkıyla gezmek için uzun bir vakit, en azından yarım gününüzü ayırmanız gerekiyor. Ayrıca yanınızda küçük çocuğunuz var ise öğlen gibi  çok sıcak bir zamanda çıkmak kötü bir tercih olacaktır.

Kalenin inşa edildiği bölge kayalık bir adayken sonrasında karayla bağlanarak yarımadaya dönüştürülmüş. 99 yıl süren kale inşaatında bugün dünyanın yeni harikasında biri kabul edilen Mausoleum Halikarnassos'un taşları kullanılmış.  Mausoleum'dan bugüne kalan kalıntıları aşağıda bulabilirsiniz. Kalenin en dikkat çeken taraflarında birisi klasik orta çağ mimarisini yansıtan kuleleri. 5 ana kulesi Rodos Şövalyeleri'ni oluşturan milletlere ithafen  Fransız, İtalyan, İngiliz, Alman ve İspanyol (Yılanlı) Kule olarak adlandırılmış. Kalenin kapılarında haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri olan  çeşitli armalar dikkati çeker. Papanın kalenin bitmesi için kalenin yapımında çalışanlara endülijans kağıtları dağıtması da kayda değerdir.

Bodrum Kalesi hakkında ilginç notlardan bir tanesi de Osmanlı'nın Anadolu topraklarında fethettiği son kara parçası olmasıdır. Kanuni Sultan Süleyman 1522'de Rodos'u fethedene kadar şövalyelerin hakimiyetinde kalır. O günkü adet üzere kale içindeki şabel minare eklenerek camiye çevrilir. Doğu Akdeniz'de ayakta kalan en sağlam kale olmasında rağmen Birinci Dünya Savaşı sırasında 1915 yılında Fransız ve İngiliz gemileri tarafından yapılan bombardımanda büyük tahribat alır. Caminin minaresi de topçu ateşi ile yıkılır. 1997 yılına kadar harap halde olan cami restore edilir ve minare yeniden inşa edilir.  Bugün müzenin bir parçası olarak kullanılan caminin tekrar ibadete açılması planlanmakta. 

Kale bir dönem hapishane olarak kullanılmış. Bir kaleye kapatılma cezası alan kimselere kalebent denirmiş öncede.  En ünlü kalebentlerden birisi de Halikarnas Balıkçısı olarak tanınan ünlü şair Cevat Şakir Kabaağaçlı'dır. Zindan bölümüne girdiğinizde ne kadar korkunç bir yer olduğunu görmüş olacaksınız. 

Halikarnas Mozelesi

Halikarnas Mozelesi

Mausoleum Halikarnassos yada Halikarnas Mozelesi dünyanın kabul edilen 7 harikasından bir tanesidir. Karya Kralı Mausolos'un görkemli mezarı günümüzde gösterişli anıt mezarlar için kullanılan mozele sözcüğünün de kökenini oluşturur. Artık kırık dökük taşlardan müteşekkil bir çukurdan ibaret kalsa da antik döneme ait bir çok eserde övgüyle bahsedilirdi.

Mausoleum Halikarnassos'un en son 12. yy'a ait bir hatıratta ayakta olduğu görülmekte, daha sonra meydan gelen bir depremle de yıkıldığı tahmin edilmektedir. 14.yy'da Bodrum'a gelen Rodos Şövalyeleri  mezarın enkazı ile karşılaşır. Bodrum Kalesini inşa etmek için tüm taşlarını kullanırlar. Bu sırada mezar odalarındaki heykel ve sütunları da tahrip ederler. La Touret isminde bir şövalye tüm bu tahribatı kaleme alır.

Sultan Abdülmecit'ten döneminde İngiliz araştırmacı Charles Thomas Newton yaptığı  kazı sırasında bulduğu kabartmaları, Mausolos ve Artemisia'nın heykellerini, dört atlı arabanın parçalarını British Museum'a götürmüş. İkinci bir Pergamon vakası hatta ondan önce yaşanmış.

Maalesef geçmişte dahi olsa böyle önemli bir esere sahip olmasına rağmen Bodrum bundan yeteri kadar faydalanamamaktadır.

Bodrum Antik Tiyatrosu

Bodrum Antik Tiyatrosu

Şehre hakim bir mevkide bulunan Göktepe Dağı'nın eteklerine kurulmuş Helen döneminde günümüze gelen Türkiye'nin en eski antik tiyatrolarındandır. Tiyatronun önünde tanrılara kurban edilen hayvanların kesildiği bir sunak yer almakta. Merdivenlerin altında hem kulis hem de gölgelenmek amaçlı kullanılan tüneller bulunur. Bodrum Kalesi ve Gökova Körfezi manzarası ile yüzyıllarca insanları eğlendiren tiyatro günümüzde de konserlerle görevine devam etmekte. Arkada dağ gibi yükselen ada da çok şükür Türk toprağı olan Kara Ada'dır.

Myndos Kapısı

Myndos Kapısı
Halikarnassos'u çevreyeleyen surların günümüze ayakta kalan tek parçası Myndos Kapısıdır. Rivayete göre Milas tarafından şehre giren Büyük İskender bu kapıdan geçerek Myndos Kentine doğru hareket eder. Ancak büyük bir dirençle karşılaşarak işgalden vazgeçer.  İşte bu kapı Büyük İskender'e karşı durduğu gibi zamanın yıkıcılığına da karşı durmayı başarabilmiştir.


Bodrum Değirmenleri


Hemen hemen her Ege şehrinde olduğu gibi Bodrum'un da yel değirmenleri meşhurdur. Ancak ne hikmetse bir o kadar da bakımsız, yıkık ve haraplar. Bodrum'a tepeden bakan bir tepeye konumlanan değirmenlerden bir tanesi geçtiğimiz yıllarda restore edilerek koruma altına alınmış. Ancak diğerleri o kadar şanslı olamamış maalesef. Temmuz ayında yaşanan depremde iki tanesi kısmen yıkılmış.

Bodrum Kümbetleri


Bodrum gezisi sırasında Kümbet adı verilen beyaz kubbeli su sarnıçları oldukça ilgimi çekti. Gümbet Koyu bölgesinin ismi de resimdeki bu kümbetten geliyormuş. Bodrum ve köylerinde onlarca olduğundan bahsediliyor. Ben 5 tanesini gördüm. Ortalama yağışı yüksek bir bölge olmasına rağmen dengesiz bir yapısı var. Sel şeklinde yağan yağmur yılın büyük kesiminde susuzluğa neden olmakta. Bu yüzden bu kümbetler inşa edilmiş. Sel alan bölgelere yapılan kanallarla sular bu sarnıçlarda toplanmış yıllarca. Hala işlevine devam eden kümbetler var şehirde. Kubbeli yapıların su sarnıcı olarak kullanımını sadece Bodrum ve çevresinde ayrıca  Akdeniz bölgesinin bazı yörelerinde görülmekte. Ancak bu tarihi yapılar yakın zamana kadar hiç bir korumaya alınmamış. Envanteri bile tutulmamış. Diplerinde yazlıklar inşa edilmiş. Bir çoğu da yıkılmış. Bu kadar özel bir yapı olmasına rağmen Bodrum'a ait fotoğraf ve bilgi paylaşımlarında Kümbetlere hiç rastlamamış olmamda bunun göstergesi. Şehrin içinde hayalet gibiler. Kimse ilgilenmemiş. Çok şükür İl özel idaresi bazılarını restore ederek korumaya almış.

Gümüşlük & Myndos Antik Kenti


Öyle bir yol düşününki binlerce yıl boyunca bozulmadan günümüze gelsin. Yine o yol denizin yaklaşık yarım metre altından bir adaya ulaşsın.  Bodrum Yarımadasının doğusunda yer alan küçük Gümüşlük işte bu ilginç antik kente ev sahipliği yapmakta. Büyük İskender'e karşı duran Myndos Antik Kenti şiddetli depreme direnememiş ve su altında kalmış. O dönemde yarımada üzerine kurulu olan şehir günümüzde küçük bir adadır. Kıyıdan yaklaşık 100 mt açıklarında yarım mt sudan yürüyerek ulaşılabilen Tavşan Adası.  İnanılmaz bir deneyim.  

Mavi Yolculuk



Mavi Yolculuk, Halikarnas Balıkçısı, Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu tarafından literatüre kazandırılan ve kıyı boyunca yapılan uzun yolculuklar için kullanılan bir terim aslında.  Ayvalık'tan başlayıp Antalya'ya kadar devam ediyor bu yolculukların rotası. Bu kadar uzun olmasa da Bodrum koylarında günü birlik bir tekne turu ile bu tadı olabiliyorsunuz.

Kara Ada

Kara Ada
Bodrum açıklarında Gökova Körfezinde yer alan bu adanın çok ilginç bir hikayesi var. Diğer yunan Adaları gibi 1932'ye kadar İtalya kontrolünde kalır. Yapılan bir anlaşma ile bu ada Türk topraklarına katılırken Meis Adası ise Yunanlara verilir.

Dikenli İncir


Kaynana Dili olarak bildiğimiz evlerde saksılarda yetişen kaktüs cinsinin doğal ortamında devasa boyutlarda olanlarında meyve vermekte. Dikenli İncir en çok bilinen adı olsa da farklı yörelerde değişik isimlerle anılmakta.  Hint inciri, Frenk inciri, Mısır inciri, Babutsa, Kilis inciri, Pabuç inciri, Cennet Meyvası, Kürek Yemişi

 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys