13 Haziran 2017 Salı

Dikili Aşıklar Şelalesi : Vadideki Güzellik

Dikili Aşıklar Şelalesi
Ayvalık-İzmir yolu üzerinde Dikili sınırları içerisinde olağanüstü güzellikte bir vadi yer almakta. Nebiler Vadisi. Öyle ki içinde 3 şelale ve 2 mağarası ile birlikte güzel bir yürüyüş parkuru bulunmakta. Ayvalık-Bergama-Foça gezimizin ikinci gününde bu güzelliğe doyasıya şahit olduk.

Ayvalık'tan çıkıp Dikili'ye gelmeden  Nebiler Köyü tabelasını takip ettiğinizde 7 km sonra Aşıklar Şelalesi'ne ulaşıyorsunuz. İzmir'e de 128 km mesafede yer alan şelalenin girişinde bir tesis bulunmakta. Kahvaltı ve yemek için program yapılabilecek bir yer. Araçlar için 10 TL'lik bir giriş ücreti var. 30 TL üstü alışverişlerde ise bedava.

Aşıklar Şelalesi :

Yoldaki İzler Aşıklar Şelalesinde
Asıl ismi Nebiler Şelalesi olsa da halk arasında Aşıklar Şelalesi olarak bilinir. Bunun nedeni de bir efsaneye dayanır. Hikayesini aşağıda alıntıladım. Vadi boyunca 3 tane şelale var aslında. İlkinin ismiyle anılır toplu olarak.  Aşıklar Şelalesi hemen vadinin girişinde yer alır. Merdivenlerle inilen uzun ama çok güzel bir yolu var. Tesise yakın olmasında dolayı şelalenin altında masalar mevcut. Yaz aylarında servis yapılıyor tahminimce. Şelalenin havuzunda suya da girebilirsiniz aklınızda olsun.


Ece Şelalesi :

Ece Şelalesi

İkinci şelale 900 mt mesafedeki Ece Şelalesidir. İşaretli yürüyüş parkurunu takip ettiğinizde kolaylık ulaşabilirsiniz. Dere boyunca devam eden parkur için orta seviyede bir kondisyonunuz olması yeterlidir. Zaman zaman dere geçişleri olan keyifli bir yol. Yine şelalenin altında geniş bir havuz var. Korkunuz yok ve mayonuz var ise muhakkak yüzmeyi deneyin derim. Mayıs ayı olmasına rağmen soğuk bir hava olduğu için biz suya giremedik maalesef. Ayrıca şelalenin üstüne kadar çıkabilirsiniz. Ancak tehlikeli olduğunu belirtmem gerekiyor.

Üçüncü şelale olan Sümeyra Şelalesi ise vadinin daha üst kısmında yer alıp parkurun dışındadır. Bu yüzden daha profesyonel bir yürüyüş gerektirir. Gezimizde bu şelaleyi görme imkanımız olmadı. Doğa yürüyüş grupları için ideal bir rota olduğunu düşünüyorum.
Ece Şelalesi üstten bakış

Ağlayan Mağara

Ağlayan Mağara girişi

Şelaleler arasında parkuru renklendiren iki küçük mağara bulunmakta. Bir tanesi Ece Şelalesi'nden sonra yer altına giren derenin tekrar yeryüzüne çıktığı yer olan Ağlayan Mağara'dır. Küçük bir mağara olmasına rağmen muazzam bir güzelliği bulunmakta. 5-6 mt derinliğe kadar yürüyebilirsiniz ancak tavandan damlayan sulardan dolayı sırılsıklam olmayı göze almanız gerekmekte. Ağlayan Mağara ismini de buradan alıyor zaten. Mağara içinde yaşayan yarasaları ve sudaki yengeçleri de unutmamak gerek. Bunun için kafa feneri ile birlikte terlik bulundurmanız işe yarayacaktır. Duvarlarında damlataş oluşumları var. Fener ile aydınlatarak izlemenizi tavsiye ederim.  Diğer mağara ise yamaçta yer alan iki oyuktan ibaret. Ancak vadi manzarası olduğu için görülmeye değer.

Ağlayan Mağara'nın iç kısmı

Aşıklar Şelalesi'nin Hikayesi

Bir rivayete göre, peri padişahının kızı Sümeyra, civar köylerden Yörük Ali’ye gönlünü kaptırır. Yörük Ali de Sümeyra’ya. Ne var ki peri padişahı kızını bir ölümlüye vermek istemez ve bu aşka izin vermez. İki aşık çaresiz kalır. Nebiler vadisindeki koca çınarın altında her gün gizlice buluşur, hasret giderirler. Sonra da birbirilerine sarılır saatlerce ağlaşırlar. Bunu öğrenen peri padişahı bu aşka son vermek için askerleri ile birlikte aşıkların peşine düşer. Amacı Yörük Ali’yi öldürmektir. Tam onları yakalamak üzereyken koca çınar yarılır ve aşıkları içine alır. Bu mucize karşısında peri padişahı insafa gelir. Ancak aşıklar aşklarının sonsuza kadar sürmesi için tanrıya dua ederler. Tanrı da onları kayalıklardan akan bir şelaleye çevirir. Aşkları sonsuza kadar sürer. Kızını sonsuza kadar kaybeden peri padişahı şelalenin yukarısındaki mağaraya çekilir, gözyaşları döker. Ağlama seslerini duyan çevre sakinleri mağaraya “Ağlayan Mağara” adını verir.

Aşıklar Şelalesi Fotoğrafları :

Ece Şelalesi

Ağlayan Mağara

Parkurda kırmızı işaretler yol gösteriyor


İkiz Mağara

Nebiler Vadisi ve Zindan

3 Haziran 2017 Cumartesi

Ayvalık'tan Foça'ya Kuzey Ege



Uzun bir aradan sonra tekrar uzun yollardayım. Mecnun edip yollara iz peşine düşüren yaptığım 2-3 günlük geziler olmasına rağmen bir kaç yıldır ailemle yaptığım tatiller ve hafta sonu günübirlik turlar haricinde yola çıktığım yoktu. Hayat döngüsünün hem benim için hem de yol arkadaşlarım için farklı dönmesinden dolayı yollarımız ayrı düştü. Bunun getirdiği bir bocalamaydı bendeki bu hal. Artık zamanı geldiğini hissettim anda planlar yapmaya başladım. Yurt dışı mı yurt içi mi derken Ayvalık'ta buldum kendimi. İş yerinden 3 gün izin olarak daha önce gezmediğim Çanakkale ile İzmir arasında kalan kıyı hattını tamamlamaya karar verdim.

Feribotta karşılanan gün doğumuyla başladı yolculuğumuz. Martılar bile uyanmamıştı henüz. Osmangazi Köprüsünün üstünden beliren kızıllık ile renklenmeye başladı hayat. Bursa'yı hızlı geçip Balıkesir'e vardık bir çırpıda. Ege'ye gidilirken çevresinden dolaşılan Balıkesir'in kalbine daldım bu sefer. Saat kulesini görmekti niyetim aslında. Şehir merkezine girip kule ver çevresinin fotoğraflarını çektiğim gibi de çıktım. Ayvalık beni beklerdi çünkü.

Bir çok gezginin ilk yaptığı rotalardan biri olmasına rağmen benim yıllardır ertelediğim bir yerdi Ayvalık. Adaları, taş evleri, renkli kapıları, kilise camileri, tekne turları, uçsuz bucaksız plajları, zeytini ve elbette tostu ile ile tam bir cazibe merkezi olan şehir sonunda kapılarını açmıştı bana. Ben de düşünmeksizin kendimi bıraktım kollarına. Daha fazlasını anlatmam için bir müddet zaman verin bana. Her şeyi anlatacağım size.

Yolcunun adetidir bağlanmaz bir yere. Sevse de durmaz yerinde. Ayvalık'a hayran kalmama rağmen bırakıp ardımda bir başka şehre doğru devam ettim yola. Kıyıdan fazla uzaklaşmadan Dikili'ye gelmeden bir şelale sesi duydum. Durur muyum daldım sesin geldiği yöne. Aşıklar Şelalesi'ymiş. Aslında iki şelalesi varmış. İki tane mağarası ve güzel bir yürüyüş rotasıyla birlikte. Ayvalık-İzmir yolu üzerinde mutlaka uğranılması gereken bir.

>>> Dikili Aşıklar Şelalesi : Vadideki Güzellik

Sırada Bergama var. Sürprizler şehriydi benim için. Bir yanda antik kentler,tapınaklar, bir yanda Osmanlı camileri, hanları, köprüleri üstüne bir de höyük. Bunlar yetmez gibi 83 yıllık bir festival çıkmaz mı karşımıza. O zaman gecelenir burada dedik. Gecesini geçirdiğim şehirler bir başka severim. Bergama'yı daha çok sevdim.

Geldik gezimizin son durağına. İzmir'den önce son nokta Foça. Iyonların limanı, şimdilerin şirin balıkçı kenti. Balıkçı dediysem kordon boyu sandalları ve balıkçı restoranlarını kastediyorum. Ayvalık kadar olmasa da adaları, burunları, değirmenleri de var. Beş kapılı bir kalesi ve açık hava tapınağı ile hayran kalınacak kadar güzel.

3 günde 3 güzel şehir. Gözün alabildiğine zeytin, gök kadar mavi deniz, küçük ama yerli adalar, uzakta sıra dağlar gibi duran yunan, yelkenli yelkensiz tekneler, koylar plajlar bu gezide hatırada kalanlar. Daha fazlası var elbette. Tek tek anlatılması gerek fazla uzatmadan.

Bize kalan bu yoldan her zamanki gibi izler ve hatıralar. İzler burada, hatıralar İstifhane'de.



     


3 Mayıs 2017 Çarşamba

Oylat : Şelalede Suyun Azgın Coşkusu Mağarada Karanlığın Ürpertici Huzuru

Oylat


Oylat denilince aklınıza kaplıca geliyorsa asıl güzelliklerini ya duymamışsınızdır yada ikinci plana atmışsınız demektir. Kaplıcalarla pek aram yok. O yüzden size onu anlatmayacağım. Ama sevenlere de sevmeyenlere de Oylat'a gitmeleri için elimde iki güzel sebep var.

Önce size Oylat'ın hikayesini anlatayım. Anadolu'daki isimlerin efsanelerini araştırmak hoşuma gidiyor. Her ne kadar abartılı halk anlatımları olsa da geçmişten izler taşırla her zaman. Oylat'ın da bir hikayesi var. Hem de acıklı olmayan. Hüzünlü başlayıp mutlu sonla biten bir prenses hikayesi. Bizans döneminde bölgenin hakimi tekfurun güzeller güzeli bir kızı varmış. Nazardan mı bilinmez bir hastalığa yakalanmış prenses. Hekimler çaresini bulamamışlar. Tekfur günden güne eriyip biten prensesin gözünün önünde ölmesine dayanamamış. Son günlerini huzur içinde geçirmesi için ormanın içine bırakmalarını emretmiş. Hekimler o güne kadar bilinmeyen bir kaynağın yanına bırakıp Öl-Yat demişler giderken. Prenses şifalı su ile yıkanıp sıhhatine kavuşmuş. Babasının sarayına tüm güzelliğe ile geri dönmüş. Öl-Yat'ın ünü dilden dile anlatılıp günümüze Olyat olarak gelmiş.

Oylat efsanedeki gibi iki dağın arasında ormanın ortasında muhteşem atmosferi ile huzurun aşka gelip coştuğu bir yer. Yazımın başında dediğim gibi bu övgülerin sebebi şifalı sıcak suyu değil sadece. Bir tarafında coşku ile akan şelalesi, diğer tarafında ise yerin derinliklerinde karanlığın ince ince işlediği mağarası ile eşi az bulunan bir yer.  Tüm bu güzellikleri bir gün içinde gezebilirsiniz.

Oylat , sırtını Uludağ'a dayamış Bursa'nın İnegöl ilçesine 27 km mesafede ulaşımı oldukça kolay bir konuma sahip. Ama dağların içine doğru sanki oya örer gibi döne döne gidiyorsunuz. Dikkatle arabanızı kullanırken  gürgen, meşe, çam, çınar ve ıhlamur ağaçlarıyla kaplı ormanın tadını çıkartıyorsunuz.

Oylat Kaplıcaları
Kaplıca bölgesine ulaştığınızda kendinizi 90'lı yıllarda bulabilirsiniz. Oteller konseptini değiştirmemişler yıllardır. Bazen iyi ki de öyle kalmış diyorsunuz. İhtiyacınız olan her şeyi meydandan bulabilirsiniz. Yemek mekanları olduğu gibi mangal yapmak için de yerler mevcut. Özellikle meydandaki Oylat Sucuklarını tavsiye ederim. Çok lezzetli doğal sucukları var. Yol boyunca dere kenarına kurulu alabalık tesislerini de tercih edebilirsiniz.

Oylat Alabalık


Uzun bir girişten sonra asıl konumuza gelelim. Öyle uzun uzun anlatmayacağım. Fotoğrafın dilini kullanacağım bu sefer. O size her şeyi anlatacaktır.

Oylat Şelalesi 

Kaplıca bölgesinden yaklaşık 2 km'lik bir patikadan şelaleye ulaşabilirsiniz. Dere kenarında küçük ahşap asma köprüler var. Yolun sonuna doğru dikleşiyor. Pes edip geri dönmeyin sakın. Tepeyi aştığınızda gözlerinize inanamayacaksınız. İstanbul'a yakın en güzel şelalelerden bir tanesi ile karşılaşacaksınız. İki parça olarak 15 mt yükseklikten dökülüyor. Daha sonra küçük parçalar yayılarak yolculuğunu dere olarak devam ediyor.

Oylat Şelalesi

Oylat Mağarası

Oylat kaplıcalar bölgesinde 2 km kadar aşağıdadır. Türkiye'nin 3 büyük mağarasına geldiğinizi içine girdiğinizde idrak edeceksiniz. Dar giriş kapısından girdiğinizde sizi çok büyük bir galeri karşılıyor. Mağara bilinenin aksine yukarı doğru yükseliyor. Merdivenlerle çıkıyorsunuz. Önce 2-5 metre genişliğinde 10-15 yüksekliğinde uzun bir koridordan geçiyorsunuz. Sizi daha içlerdeki güzelliğe alıştırıyor gidi bu kısım. Yavaş yavaş görünen sarkıklarla dikiklerler heyecanlanıyorsunuz ama mağaranın derinliklerine saklayın kendinizi. 665 mt gittiğinizde iki büyük galeri ile karşılaşacaksınız. Yüksekliği 93 mt'yi bulan bu galerilerde asıl sanat eserleri saklı. Her bir köşede milyonlarca yıllın emeği ile oluşan sütunlar, sarkıklar, dikikler ve damlataşlarla büyüleneceksiniz. Karanlığın içinde korkudan ürperirken tarif edemediğiniz bir huzur bulacaksınız.  Mağaranın içinde iliklerinize kadar işleyen bir rüzgar akımı var. Bunun sebebi tepeye kadar çıkan bir bacasının olması. Bu sayede mağara içinde yarasa başta olmak üzere bir çok canlı yaşamakta.

Oylat Mağarası

Oylat Fotoğrafları : 

Yoldaki İzler Oylat'ta

Oylat Şelale Gezisi 
Oylat Şelalesi














1 Mayıs 2017 Pazartesi

Erguvan Zamanı Boğaz Turu


Erguvanlarla kaplı Rumeli Hisarı


Yılın her mevsimi boğaz turu yapmaktan büyük zevk alıyorum. Önünden yüzlerce kez geçtiğim yalıları hayranlıkla izliyorum. Altından her geçtiğimde köprülerin ilk defa geçiyormuşum gibi heyecanlanıyorum. Boğazım sırtlarında yeşilliklerle doyuyorum gönlümü. Mavi sularıyla yıkıyorum ruhumu. Kar beyazı ile kaplandığında da mor renkli erguvanlarla süslendiğinde de bambaşka haz alıyorum. İşte Mayıs ayı rengarenk bir zaman boğaz için. İstanbul'la özdeşleşmiş çiçeği erguvanları ruha şifa gibidir.

Geçen yıl Rumeli Hisarında erguvanların arkasından seyretmiştim boğazı doya. (İlgili yazı : Rumeli Hisarı'nda Erguvanlar Arasında Boğaz Seyri). Bu sene de Boğaz'dan erguvanlı Rumeli Hisarına baktım uzun uzun. Keyfini çıkarta çıkarta. İstanbul'un yalancı havasına kanıp gömlekle çıkmama, Karadeniz'den gelen rüzgarı ciğerime kadar hissetmeme rağmen yaşadım İstanbul'u. Boğazın tam ortasında. 

Fotoğrafların yanısıra video da çektim bu sefer. 3 dakikalık bir klip hazırladım. Youtube kanalımdan seyredebilirsiniz. 


     

 

24 Nisan 2017 Pazartesi

Düzce'nin Masalsı Şelaleleri



Düzce şehir merkezi olarak olmasa da doğal güzellikleri açısından Türkiye'nin en güzel illerinden bir tanesi. Özellikle su kaynakları açısında oldukça zengin. Öyle ki büyük ölçekli 7 şelalesi ile  en fazla şelale olan şehirlerimizden birisi. Ayrıca en yüksekten dökülen şelalede Düzce'de yer alır.  6 tane nehir, 1 tane baraj gölü (Hasanlar Barajı) ve 1 tane sulak alanı (Efteni Gölü) ile su cennetidir Düzce. Fındık bahçeleri yemyeşil  dağları küçük bir Karadeniz bile denilebilir.

Günü birlik bir tur yapmak isterseniz hepsini olmasa bile bu şelalelerden bir kaçını gün içinde gezebilirsiniz. Havaların ısındığı, çiçeklerin açıp yaprakların yeşillendiği, Nisan yağmurları ile suların coştuğu bu bahar günlerinde Düzce şelaleleri için yola çıktık biz de. Gelin siz de bizimle bu doyumsuz yolculuğun tadını çıkartın.

İlk durağımız göçmen kuşların uğrak noktası Efteni Gölü.

Efteni Gölü

Efteni Gölü
Göl deyince aklınıza Sapanca gibi büyük bir göl canlanmasın. Geniş bir alana yayılmış sığ bir su birikintisi aslında. Bundan dolayı da göçmen kuşlar burada konaklayabilmekte. Efteni Gölü adını Bizans prensesi olan Eftalya'dan almış. Anadolu' meşhur olan efsaneler burada da kulaktan kulağa anlatıla gelir. Efsaneye göre yolculuk sırasında yüzünde yaralar çıkan Eftalya gölün suları ile şifa bulur. Buna sevinen imparator göl kenarı bir hamam inşa edip Eftalya'yı burada bırakır. Gel zaman git zaman Eftalya gölün karşı kıyısında bir Osmanlı beyine aşık olur. Bir gün kayıkla sevgilisine giderken kayığının batması ile ölür. Gölün adı da Eftalya'dan Efteni olarak günümüze gelir. 


Efteni gölünün büyük bir kısmı sazlıklar kaplı. Bu yüzden çevresi gezmeniz pek mümkün değil. Gölün kenarına yapılan iskele ile gölün içlerine kadar yürüme imkanı sağlanmış. Ayrıca ahşaptan küçük bir kule var. Gölün güzelliğini tepeden izleme fırsatı veriyor. İskelenin etrafı nilüfer çiçekleri ile kaplı. Çiçekler henüz açmaya başlamışlar. Bir iki haftaya tüm güzellikleri ile kendilerini gösterecek. İşte o zaman muazzam olacaktır.

Gölden yukarı doğru baktığınızda fındık bahçelerinin yeşili gözlerimizi alıyor. İşte bu tepelere doğru 5-6 km kadar yol tırmandığımızda Güzeldere Şelalesi'ne varıyoruz.   

Güzeldere Şelalesi : 

Güzeldere Şelalesi

Gölyaka ilçesinin sınırları içerisinde yer alan Güzeldere Şelalesi Düzce’ye 28, Gölyaka’ya ise 16 km mesafededir. 630 m rakımda 130 mt yükseklikten dökülen Bıçkı Deresi  Türkiye'nin en büyük şelalesini oluşturur. Yaprak döken ağaç türleri ile her mevsim başka bir güzelliğe bürünen muhteşem bir doğaya sahip.  Çevresi milli park olarak düzenlenmiş. Şelalenin dibine kadar inen merdivenleri ile ulaşım çok rahat. Park içinde kafeteryası, bungalov evleri ve mesire alanı yer almaktadır. Ailecek güzel bir geçirmek için ideal bir yer. Şelalenin üstünde yer alan Pürenli yaylasına doğa yürüyüşleri yapabilirsiniz.

İkinci şelalemizi görmek için Aydınpınar'a doğru yola çıkıyoruz. Anca gözüne alabildiğine yeşilin tadına vara vara.

Aydınpınar Şelalesi


Düzce Merkez Aydınpınar Köyü sınırları içinde irili ufaklı şelalelerden oluşan  Aydınpınar Şelaleleri, Güzeldere ve Samandere Şelaleleri arasında yol güzergahında yer alır. Şelaleleye kadar korunaklı bir yol yapılmış. Orta çaplı ama görsel olarak çok güzel bir şelale. Coşkun akan sesi ile bakakalıyorsunuz.

Samandere Şelalesi

Samandere Şelalesi

Düzce il merkezine 26 km uzaklıkta yer alan Samandere Şelalesi belki de Türkiye'nin en fantastik şelalesidir. Tek parça olarak akmamasına, net olarak görülen bir açısı olmamasına rağmen kendisine hayran bırakan doğal bir oluşumu var. Bundan dolayı Orman Bakanlığınca “Tabiat Anıtı” olarak tescil edilmiş.Büyük şelale cadı kazanı denilen bir boşluktan kayboluyor önce. Sonra köprü altında geçerek ikinci bir şelale oluşturuyor. Yanlardan küçük şelalelerle destekleniyor atmosfer. Kendiniz üç boyutlu bir sinemada hissediyorsunuz ama her ayrıntısı ile gerçek.  Daracık bir kanyondan ovaya doğru uzanıp gözden kaybolurken sizde akıp gidiyorsunuz adeta. Öyle masalsı bir yer işte Samandere.

Trekking Time'dan rehberimiz Timuçin sayesinde tüm bu güzellikleri arkamızda bırakıp masalsı bir haftasonu daha geçirmenin mutluluğu ile evimize dönüyoruz. Daha fazla fotoğraf için facebook sayfamıza bekliyoruz.  ---- >  www.facebook.com/yoldakiizlercom/


Güzeldere'den inerken bir çay molası için durduğumuz Toptepe mevkinden Efteni Gölü Manzarası

Mutluluğun resmi

Samandere'nin Cadı Kazanı


26 Mart 2017 Pazar

Büyükada'da Mimoza Kokulu Bahar



Adalar İstanbul'un göz bebeğidir. Bir el uzatımı mesafesinde ama İstanbul'un çok uzağındadır. Deniziyle, konaklarıyla, tertemiz havasıyla bambaşka bir atmosferi vardır. Yazları akla gelse de her mevsimi bir başkadır Adalar'ın. Baharı da çok güzeldir. Her biri sanat eseri gibi olan evlerin bahçelerinde ağaçlar çiçeklere durduğunda ressam olası gelir insanın. Hele bir çiçek vardır ki önce o açar adalarda. Bu yüzden Ada'ya Mart'ta gitmek gerekir. Sapsarı rengi mis gibi kokusu ile mest eder insanı. Mimozadır bu güzel çiçeğin ismi

İsmi çok bilinse de kendisi pek bilinmez. İstanbul'un her ilçesinde bir sokağa ismi verilmiştir. Şarkılarda konusu geçmiştir. Ancak kıyılarda açar en çok ta Adalar'da. Yabani bir çiçek değildir. Dağda bayırda yetişmez. En narin bahçelerde bizzat dikilmelidir. Aslında çiçekte değildir. 10-15 mt varan sarı çiçekli bir akasya türüdür. Evlerin çatılarına kadar yükselir. İlginçtir 8 Mart Dünya Kadınlar Gününün sembolü de Martta açtığı için mimoza çiçeğidir.


Mimoza sevdasına sisli bir haftasonu Büyükada'ya doğru yol çıktık. Onlarca kez geldiğim adaya mimoza için ilk defa geldim aslında. Geldiğim için de çok mutlu oldum. Büyük keyif aldım. Adaya adımı attığım attan itibaren sarıdan ibaret bir masalın içinde gibiydim. Gözünü alabildiğin her yere Mimoza saçılmıştı. Dükkanların kapılarında, bisikletlerin sepetinde, kafelerin masalarında, faytonların kenarlarında mimoza vardı. Hele bir de kokuları vardı ki yanımda getirdiğim bir demet mimozayı koklar dururum halen.

Adayı uzun uzun anlatmayacağım size. Hamidiye Camii'nde namaz kılıp soldan çıktık yola. Soldan Küçük Tur yolunu takip edip Aya Yorgi'ye çıktık. Nizam mahallesinden limana geri döndük. Yaklaşık 10 km'lik yürüyüş boyunca mimozalar eşlik etti bize. Kalbimizi fethetti bu narin çiçek. Fotoğraflar da sizin kalbinizi titretecektir. Görmek için geç kalmadınız. Nisan ortalarına kadar fırsatınız olabilir. Mutlaka yaşayın bu güzelliği. Hissedin.



Büyükada'nın güzeli Mimoza

Mimoza ve faytonlar

Baharın erken çiçeği Mimoza
Bahçelerin Mart süsü Mimoza Ağacı 


Mimoza Çiçeği



Yoldaki Fatih

Yoldaki İzler Müzesi'nde Mimozalar

Adalar ile ilgili yazı ve fotoğraflarıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.yoldakiizler.com/search/label/Adalar



 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys