18 Ağustos 2017 Cuma

Afrodisias : Yoldan Çıkartan Şehir

Afrodisias Antik Kenti Tiyatrosu
Görülmesi gereken yer listeleri vardır. 50'den başlar 100, 1000, 1001 diye devam eder. Sayılara takılmam listelere de. Yol beni nereye götürürse oraya giderim. Görmem gerekeni görür, göremezsem eyvallah der yoluma bakarım. Ailecek yaptığımız Bodrum tatili sonrası dönüş yolunda İzmir üzerinden dönmek yerine yolumu uzatarak farklı yerler görmek istedim. Bodrum kadar ünlü bir yer. Bembeyaz travertenleri ile Pamukkale'yi listeme eklemek istiyordum.

Öğlen saatlerinde Bodrum'dan yola çıkıp Muğla üzerinde Denizli'ye doğru hareket ettim. Çok kısa bir mesafe değildi. Bu yüzden yol üzerinde duramadım. Denizli'ye yaklaşmışken bir kahverengi tabela çıktı karşıma. Afrodisias 50km sola, Pamukkale 46 km ileriyi gösteriyordu. Kırmızı ışıkta durdum. Yeşil yanan kadar karar vermem gerekiyordu. Pamukkale'nin kapanış saatini bilmiyordum. Gidiş gelişim en az iki saat sarkabilirdi. Hayat tercihlerle yol bulur. Ben de Afrodisias'ı tercih ettim. Eşim ve çocuklarım yolun verdiği rehavetle uyukluyorlardı. Belki Pamukkale'den vazgeçecektim. Yine de Afrodisias Antik Kentini görmek istedim. Yarım saat sonra muhteşem şehre gelmiştim bile.

Afrodisias Kahverengi Tabelası

Afrodisias Antik Kenti için Türkiye'nin en iyi koruna arkeolojik alanı deniyordu. Öyle olmalı ki bir ay kadar önce Unecco Dünya Mirası Listesi'ne girmişti.  Adını aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’den alan Aphrodisias ismi kadar güzel bir şehir olmalıydı. Bu beklentiler ile gezmeye başladım.

Antik kentin içine araba ile giriş yaptırılmıyor. Yol kenarında bir otopark var. Arabanızı bırakıp traktör-otobüs ile sizi antik kente taşıyorlar. Bunun içinde 10 TL ücret alınıyor. Ama topu topu 500 mt gitmiyorsunuz geldik diyorlar. Köylülere gelir elde etmek için yapılmış bir uygulama olsa gerek. Her zaman ki gibi sineye çekip veriyorsunuz. Afrodisias Antik Kentine giriş ücreti 25 TL. Müze Kart ile ücretsiz giriş yapılıyor.

Yolun karşısına geçmek için bindiğimiz traktör-otobüs

Afrodisias Antik Kenti çok büyük bir alana kurulmuş. İçinde tiyatrosu, agorası, tapınağı, tetrapylonu(kapı), meydanı, hamamı, sarayları ve günümüzde Anadolu'da sayıları çok az kalan bir stadyumu bulunmakta.

Afrodisias'ın neden bu kadar çok beğenildiğini heykel müzesini görünce anladım. Afrodisias bir heykel atölyesi ve okuluymuş. Şehirdeki tüm binalardan daha değerli heykeller hemen hemen hiç bozulmadan çıkartılmış. En güzeli de uzak bir şehir müzesine taşınmak yerine hemen yanı başında sergileniyor olması. Daha içeri girmeden bahçedeki lahitlerin güzelliği sarıyor insanı.



M.Ö. 2. yy. da Roma egemenliğinin güçlenmesiyle, kent kutsal yöre olarak önem kazanmış. Caesar’ın, Afrodit'e hediye ettiği altın bir Eros heykelinden söz edilmekte. Bundan dolayı şehir Aphrodisias ismini almış.

Afrodisias varlığı Osmanlı'nın son döneminde yapılan araştırmalar ile bilinse de dünyaca tanınmasını Ara Güler'e borçlu olduğu kabul ediliyor. Ara Güler'in ağzından Aprodisias ile ilginç tanışma hikayesi :

“Devir 1958. Adnan Menderes’in son zamanlarıydı. Aydın’da valiye gittim. “Adnan Menderes’in açılış yapacağı baraj var. Beni oraya gönder, açılışta resim çekeceğim” dedim. Şoför dedi “Ben bir kestirme yol biliyorum, oradan gidelim.” Kestirme yoldan giderken yolu kaybettik. Yolu kaybedince de nereye gitsek karşıma hep o büyük kayalar çıkıyordu. Güneş battı ve zifiri karanlık oldu.
Gidiyoruz, gidiyoruz yine aynı kayalıklara geliyoruz. Kaybolduk!
Baktım bir ışık var. Bir kahve… Kahveye girdik, adamlar oyun oynuyor. Lüks lambasıyla aydınlanıyordu. Biraz sonra gözüm ışığa alıştı, bir de baktım ki kahvede masa yok. Sütun başlıklarını masa yapmışlar ve üstünde domino oynuyorlar.
Tarih ve bugün içi içe yaşamaktadır. Böyle acayip bir yer hayatımda görmedim. Harabe dediğin harabedir. Ama bu öyle değil, bu bambaşka. Bu, tarih içinde yaşayan bir şehir…
Baktım ki taşların içinden suratlar bana bakıyor. Hemen aklıma röportajın adı geldi; Aphrodisias çığlığı…
O taşlar bana bakıyor ve “beni buradan kurtar!” diye çığlık atıyor.”
Esin Perisi ve Maskesi


Benim hikayeme dönecek olursak eşim ve çocuklarım Pamukkale'ye gitmek için sabırsızlanıyorlardı. Bense büyülenmiş bir şekilde bir o yana bir bu yana koşturuyordum. Heykel müzesini beraber gezip dışarı çıkınca onları bir köşede bıraktım. Çok hızlı hareket ederek tiyatroya çıktım. Müthiş bir manzarası vardı. Oradan agorayı ve bir kaç yapıyı daha gördüm. Ama aklımın bir ucu da sıcakta bekleyen ailemdeydi. Onları daha fazla sıkmamak için stadyuma gitmekten vazgeçtim. Çünkü şehrin en ucunda ve çok uzaktı. Bu gezi bir keşif gibi oldu sanki.  Bir sonraki sefere yolumu düşürmek için bir sebep. Bu duygularla Pamukkale'ye doğru devam ettik.

Şehir ve heykellerle ilgili çok fazla bir şey söylemeyeceğim. Envanterine aşağıdaki müze sayfasında ulaşabilirsiniz. Sizi Afrodisias güzelliği ile başbaşa bırakmak istiyorum.

http://www.aphrodisias.org

Ara Güler  Aphrodisias'ta

Göremediğim Aphrodisias Stadyumu - Fotoğraf müzenin sayfasından

Aphrodisias Müze Girişi

Afrodisias Heykel Müzesinde dev heykeller karşılıyor

Dönemin ileri gelenlerinin büstleri









Afrodisias Agorası (Ticaret Merkezi)




14 Ağustos 2017 Pazartesi

Bodrum : Mavi ile Beyazın Kol Kola Gezdiği Şehir



Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin,
Sanma ki geldiğin gibi gideceksin,
Senden öncekiler de böyleydiler,
Akıllarını Bodrum’da bırakıp gittiler.”
(Halikarnas Balıkçısı)

Ünlü şair Cevat Şakir yada daha bilinen ismi ile Halikarnas Balıkçısı şiirinde böyle tarif eder Bodrum'u. Bahsi geçen yokuş başı neresidir bilmiyorum ama akşam vakti antik tiyatronun karşısından gördüğüm manzara bu şiirin resmedilmiş hali gibiydi sanki. Masmavi bir gecede Bodrum'un bembeyaz evleri, onların arasında ay gibi parlayan Bodrum Kalesi, denizde ateş böcekleri misali tekneler, arkada dağ gibi yükselen Kara Ada.

Türkiye'de kime sorsanız tatil denilince akla gelecek iki şehirden belki de ilki Bodrumdur.  Buna itiraz edecek kimse de çıkmaz. Yurdumuzun uluslararası arenada turizm adına marka şehirlerinden birisi haline geldi. Son yıllarda ise adı magazin sektörü ve pahalı beach cluplar ile özdeşleşse de bu kent çok daha farklı izler barındırıyor. Ne de olsa Turgut Reis'in memleketi. Rodos'un fethinde Sultan Süleyman'a ev sahipliği yapmış. Halikarnas ismi sadece şair bir balıkçıdan değil binlerce yıllık bir tarihten geliyor. Hatta bir de mozelesi var ki dünyanın 7 harikasında biri kabul ediliyor. Mavi yolculuk litaratüre bu şehirden girmiş. Bunca güzelliği barından bir şehirde eğlenceden çok daha fazlası olmalıydı. Bu bilinç ile geldiğimiz şehirden şairin dediği gibi aklımızı da kalbimizi de Bodrum'da bırakarak güzel hatıralar ile ayrıldık.

Bodrum Kalesi & Sualtı Arkeoloji Müzesi

Bodrum Kalesi ve Marina
Bodrum'da gezilecek yerler listesi çıkartılsa birince sırada elbette Bodrum Kalesi yer alır. Zaten Bodrum ismini bu kaleye borçlu. Antik dönemde ismi Halikarnassos olan kente Rodos Şövalyeleri güçlü bir donanmaya sahip olmak için 1415 yılında Aziz Petrus ( Castle of St. Peter) adında bir kale inşa ederler. Ayrıca Aziz Petrus'a ithafen şehrin ismini de "Petrium" olarak değiştirirler. Gel zaman git zaman şehrin ismi sırasıyla Petrum, Potrum en sonunda da Bodrum olarak söylenir.

Günümüzde kale Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'ne ev sahipliği yapmaktadır.  Türkiye'nin ilk, dünyanın da ikinci en büyük su altı arkeoloji  müzesidir.   Dünyanın en eski batığı olan ‘’Uluburun Batığı’’müzede sergilenmekte, ayrıca şarapların yıllanması için kullanılan amphoralar, su altından çıkartılan cam eserler ve cam külçeleri, çeşitli dönemlere ait sikkeler müzede sergilenen eserlerin başlıcalarıdır. 

Kalenin burçlarını sırasıyla gözerken panoramik bir Bodrum manzarası ile karşılaşacaksınız. Dikkanizden kaçmasın. Kaleyi hakkıyla gezmek için uzun bir vakit, en azından yarım gününüzü ayırmanız gerekiyor. Ayrıca yanınızda küçük çocuğunuz var ise öğlen gibi  çok sıcak bir zamanda çıkmak kötü bir tercih olacaktır.

Kalenin inşa edildiği bölge kayalık bir adayken sonrasında karayla bağlanarak yarımadaya dönüştürülmüş. 99 yıl süren kale inşaatında bugün dünyanın yeni harikasında biri kabul edilen Mausoleum Halikarnassos'un taşları kullanılmış.  Mausoleum'dan bugüne kalan kalıntıları aşağıda bulabilirsiniz. Kalenin en dikkat çeken taraflarında birisi klasik orta çağ mimarisini yansıtan kuleleri. 5 ana kulesi Rodos Şövalyeleri'ni oluşturan milletlere ithafen  Fransız, İtalyan, İngiliz, Alman ve İspanyol (Yılanlı) Kule olarak adlandırılmış. Kalenin kapılarında haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri olan  çeşitli armalar dikkati çeker. Papanın kalenin bitmesi için kalenin yapımında çalışanlara endülijans kağıtları dağıtması da kayda değerdir.

Bodrum Kalesi hakkında ilginç notlardan bir tanesi de Osmanlı'nın Anadolu topraklarında fethettiği son kara parçası olmasıdır. Kanuni Sultan Süleyman 1522'de Rodos'u fethedene kadar şövalyelerin hakimiyetinde kalır. O günkü adet üzere kale içindeki şabel minare eklenerek camiye çevrilir. Doğu Akdeniz'de ayakta kalan en sağlam kale olmasında rağmen Birinci Dünya Savaşı sırasında 1915 yılında Fransız ve İngiliz gemileri tarafından yapılan bombardımanda büyük tahribat alır. Caminin minaresi de topçu ateşi ile yıkılır. 1997 yılına kadar harap halde olan cami restore edilir ve minare yeniden inşa edilir.  Bugün müzenin bir parçası olarak kullanılan caminin tekrar ibadete açılması planlanmakta. 

Kale bir dönem hapishane olarak kullanılmış. Bir kaleye kapatılma cezası alan kimselere kalebent denirmiş öncede.  En ünlü kalebentlerden birisi de Halikarnas Balıkçısı olarak tanınan ünlü şair Cevat Şakir Kabaağaçlı'dır. Zindan bölümüne girdiğinizde ne kadar korkunç bir yer olduğunu görmüş olacaksınız. 

Halikarnas Mozelesi

Halikarnas Mozelesi

Mausoleum Halikarnassos yada Halikarnas Mozelesi dünyanın kabul edilen 7 harikasından bir tanesidir. Karya Kralı Mausolos'un görkemli mezarı günümüzde gösterişli anıt mezarlar için kullanılan mozele sözcüğünün de kökenini oluşturur. Artık kırık dökük taşlardan müteşekkil bir çukurdan ibaret kalsa da antik döneme ait bir çok eserde övgüyle bahsedilirdi.

Mausoleum Halikarnassos'un en son 12. yy'a ait bir hatıratta ayakta olduğu görülmekte, daha sonra meydan gelen bir depremle de yıkıldığı tahmin edilmektedir. 14.yy'da Bodrum'a gelen Rodos Şövalyeleri  mezarın enkazı ile karşılaşır. Bodrum Kalesini inşa etmek için tüm taşlarını kullanırlar. Bu sırada mezar odalarındaki heykel ve sütunları da tahrip ederler. La Touret isminde bir şövalye tüm bu tahribatı kaleme alır.

Sultan Abdülmecit'ten döneminde İngiliz araştırmacı Charles Thomas Newton yaptığı  kazı sırasında bulduğu kabartmaları, Mausolos ve Artemisia'nın heykellerini, dört atlı arabanın parçalarını British Museum'a götürmüş. İkinci bir Pergamon vakası hatta ondan önce yaşanmış.

Maalesef geçmişte dahi olsa böyle önemli bir esere sahip olmasına rağmen Bodrum bundan yeteri kadar faydalanamamaktadır.

Bodrum Antik Tiyatrosu

Bodrum Antik Tiyatrosu

Şehre hakim bir mevkide bulunan Göktepe Dağı'nın eteklerine kurulmuş Helen döneminde günümüze gelen Türkiye'nin en eski antik tiyatrolarındandır. Tiyatronun önünde tanrılara kurban edilen hayvanların kesildiği bir sunak yer almakta. Merdivenlerin altında hem kulis hem de gölgelenmek amaçlı kullanılan tüneller bulunur. Bodrum Kalesi ve Gökova Körfezi manzarası ile yüzyıllarca insanları eğlendiren tiyatro günümüzde de konserlerle görevine devam etmekte. Arkada dağ gibi yükselen ada da çok şükür Türk toprağı olan Kara Ada'dır.

Myndos Kapısı

Myndos Kapısı
Halikarnassos'u çevreyeleyen surların günümüze ayakta kalan tek parçası Myndos Kapısıdır. Rivayete göre Milas tarafından şehre giren Büyük İskender bu kapıdan geçerek Myndos Kentine doğru hareket eder. Ancak büyük bir dirençle karşılaşarak işgalden vazgeçer.  İşte bu kapı Büyük İskender'e karşı durduğu gibi zamanın yıkıcılığına da karşı durmayı başarabilmiştir.


Bodrum Değirmenleri


Hemen hemen her Ege şehrinde olduğu gibi Bodrum'un da yel değirmenleri meşhurdur. Ancak ne hikmetse bir o kadar da bakımsız, yıkık ve haraplar. Bodrum'a tepeden bakan bir tepeye konumlanan değirmenlerden bir tanesi geçtiğimiz yıllarda restore edilerek koruma altına alınmış. Ancak diğerleri o kadar şanslı olamamış maalesef. Temmuz ayında yaşanan depremde iki tanesi kısmen yıkılmış.

Bodrum Kümbetleri


Bodrum gezisi sırasında Kümbet adı verilen beyaz kubbeli su sarnıçları oldukça ilgimi çekti. Gümbet Koyu bölgesinin ismi de resimdeki bu kümbetten geliyormuş. Bodrum ve köylerinde onlarca olduğundan bahsediliyor. Ben 5 tanesini gördüm. Ortalama yağışı yüksek bir bölge olmasına rağmen dengesiz bir yapısı var. Sel şeklinde yağan yağmur yılın büyük kesiminde susuzluğa neden olmakta. Bu yüzden bu kümbetler inşa edilmiş. Sel alan bölgelere yapılan kanallarla sular bu sarnıçlarda toplanmış yıllarca. Hala işlevine devam eden kümbetler var şehirde. Kubbeli yapıların su sarnıcı olarak kullanımını sadece Bodrum ve çevresinde ayrıca  Akdeniz bölgesinin bazı yörelerinde görülmekte. Ancak bu tarihi yapılar yakın zamana kadar hiç bir korumaya alınmamış. Envanteri bile tutulmamış. Diplerinde yazlıklar inşa edilmiş. Bir çoğu da yıkılmış. Bu kadar özel bir yapı olmasına rağmen Bodrum'a ait fotoğraf ve bilgi paylaşımlarında Kümbetlere hiç rastlamamış olmamda bunun göstergesi. Şehrin içinde hayalet gibiler. Kimse ilgilenmemiş. Çok şükür İl özel idaresi bazılarını restore ederek korumaya almış.

Gümüşlük & Myndos Antik Kenti


Öyle bir yol düşününki binlerce yıl boyunca bozulmadan günümüze gelsin. Yine o yol denizin yaklaşık yarım metre altından bir adaya ulaşsın.  Bodrum Yarımadasının doğusunda yer alan küçük Gümüşlük işte bu ilginç antik kente ev sahipliği yapmakta. Büyük İskender'e karşı duran Myndos Antik Kenti şiddetli depreme direnememiş ve su altında kalmış. O dönemde yarımada üzerine kurulu olan şehir günümüzde küçük bir adadır. Kıyıdan yaklaşık 100 mt açıklarında yarım mt sudan yürüyerek ulaşılabilen Tavşan Adası.  İnanılmaz bir deneyim.  

Mavi Yolculuk



Mavi Yolculuk, Halikarnas Balıkçısı, Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu tarafından literatüre kazandırılan ve kıyı boyunca yapılan uzun yolculuklar için kullanılan bir terim aslında.  Ayvalık'tan başlayıp Antalya'ya kadar devam ediyor bu yolculukların rotası. Bu kadar uzun olmasa da Bodrum koylarında günü birlik bir tekne turu ile bu tadı olabiliyorsunuz.

Kara Ada

Kara Ada
Bodrum açıklarında Gökova Körfezinde yer alan bu adanın çok ilginç bir hikayesi var. Diğer yunan Adaları gibi 1932'ye kadar İtalya kontrolünde kalır. Yapılan bir anlaşma ile bu ada Türk topraklarına katılırken Meis Adası ise Yunanlara verilir.

Dikenli İncir


Kaynana Dili olarak bildiğimiz evlerde saksılarda yetişen kaktüs cinsinin doğal ortamında devasa boyutlarda olanlarında meyve vermekte. Dikenli İncir en çok bilinen adı olsa da farklı yörelerde değişik isimlerle anılmakta.  Hint inciri, Frenk inciri, Mısır inciri, Babutsa, Kilis inciri, Pabuç inciri, Cennet Meyvası, Kürek Yemişi

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Yol Sözleri - 6




...Beni yaratan elbet yolumu gösterir. 
(Şuara suresi/78.Ayet)

251-
Ey doğru yolun yolcusu, çaresiz kalma;
Çıkma kendinden dışarı, serseri olma;
Kendi içine sefer et erenler gibi:
Sen görenlerdensin, dünya  seyrine dalma
(Ömer Hayyam)

252-
Biz gezginler, her zaman en yalnız yolun arayıcıları!
Hiç bir güne, başka bir günün bitiminden başlamayız.
(Halil Cibran -Ermiş)

253-
Varıp yadellere meyil verirsen oy
Kış ola bağlana yolların
(Aşık Veysel)

254-
İçim büyük bir sabırla haşlandı,
İçim ey içim, bu yolculuk nereye?
Yine bir şehrin ölümünü başlatır gibisin.
(Cahit Zarifoğlu)

255-
Çok yorgunum, beni bekleme kaptan
Seyir defterini başkası yazsın
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman
Beni o limana çıkaramazsın.
(Nazım Hikmet)

256-
Yolcu, yolunu ancak kaybettiğinde bulur
(Ece Temelkuran)

257-
İnsan için önüne çıkan bütün yollar yürünebilir yollar ise o insan artık kaybolmuştur
(İsmet Özel)

258-
İlmin gerekleri ve bedelleri vardır: aramak, yola çıkmak, zahmete sadece katlanmak değil, bilakis meydan okumak...
(Munire Daniş)

259-
Gözleri Uzaklara Dalan Birinin, Yakınlarda Olmayan Bir Hikayesi Vardır.
(Bob Marley)

260-
Gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çabuk kirlenir.
(Cahit Zarifoğlu)

261-
İnsan, kendi bulurmuş doğru yolu. Ben bulamazdım. Bana, başkalarına gösterdikleri basmakalıp yolları öğrettiler.
(Oğuz Atay)

262-
Kişi bir yere gitmek için değil, yeni şeyler görmek için yola çıkar.” –
(Henry Miller)

263-
Bu üç çeşit canlı içinde, sâdece insan, idrâk sahibidir. Ancak insan, yolcu olduğunu idrâk eder.
(Muzaffer Doğan)
264-
Bir yol bilirim, Adem’le Havva’ya gider
Bir yol bilirim, gizlice sevdâya gider
Bir yol ki ömür bahçelerinden geçerek
Yaşlarla, figanlarla musallâya gider”
(Bekir Sıtkı )

265-
yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
(İsmet Özel)

266-
İtin izi enlidir, atın izi bellidir.
(Atasözü)

267-
İşaret olsa yol şaşırılmaz, bilgi olsa söz saptırılmaz.
(Kaşgarlı Mahmud)

268-
Bu yoldan dönüş olmadığı gibi, yolculuktan pişmanlık da yoktur. Unutulmasın, ÖTÜKEN sancağı inmeyecek, SÖĞÜT ocağı sönmeyecektir.
(Devlet Bahçeli)

269-
Yolcuyu yola düşüren yolun bizzat kendisidir, menzil değil
(Cins Dergisi)

270-
Yol yolcuyu çağırır o vakit
(Cins Dergisi)

271-
Seyyâh olup yâr yolunda
Yanayım Hu diye diye
İçip yârin şerbetinden
Kanayım Hu diye diye
(Aziz Kâri)

272-
Şimdi ben gidiyorum. Fakat ne zaman çağırsan gelirim.
(Sabahattin Ali)

273-
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu’dan
(Ahmet Muhip Drsana)

274-
Uykusuz bir sıra kavak
Hem gider hem dinlerim
Düş önüme yol göster, derem benim
Kar mıhı atımın nallarında
(Necati Cumalı)

275-
Yolların başında ben,
sonunda sen varsın...
mesafeler biter mi ?
(Betül Aşık)

276-
Yol uzun, uzak. Kalbimizden başka pusula da yok gövdemizin cebinde.
(Sezai Karakoç)

277-
Geceler bitti. Yolculuklar bitti.
yeni yerler, yeni sabahlar bitti.
senden önceki haline döndü kalabalık.
(Şükrü Erbaş)

278-
Yola çıkan kişi daha önce konakladığı yerlerin izini taşır.
(Oruç Aruoba)

279-
Bütün bu yolculuk kendimden kendime imiş.
(İbn Arabi)

280-
Güzel bir şeye başla. Ama hep güzel olsun. Çünkü her insan ölecek yaşta. Geç kalmayasın.
(Şems-i Tebrizi)

281-
Sadece gezen yeni yollar keşfeder.
(Norveç Atasözü)

282-
Gezmek insanın önce nutkunu keser sonra da onu bir hikayeciye çevirir.
(İbn Battuta)

283-
Şunu bilin ki prensim, diliniz
kurumuş, duduklarınız çatlamış, yorgun
ve perişan görünüyorsunuz... anlamıyor
musunuz? aradığınız şey liman değildi
ki, size bir gemi lazım, bir gemi....
(Tufan Gündüz)

284-
Gözlerimizin dibi karıştı
Dağ yollarının uzak dumanı gibi.
(Cemal Süreya)

285-
Yola çıkacak kişinin aşması gereken ilk ve en önemli engel, kendi yerleşikliğidir, kendi yeri- kendisidir...
(Oruç Aruoba)

286-
Ağır Ağır Giden Eller Bizimdir.
Arap Atlar Yakın Eder ırağı,
Yüce Dağdan Aşan Yollar Bizimdir.
(Dadaloğlu)

287-
Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı! 
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş...
(Bekir Sıtkı Erdoğan)

288-
Kat edilecek her yolu dolaşsanız bile ruhun sınırlarını yolculuğa çıkarak keşfedemezsiniz, hikayesi çok derindir 
(Herakleitos)

289-
Yalan dört nala gider. Hakikat ise adım adım yürür, fakat yine de vaktinde yetişir.
(Japon Atasözü)

290-
Dur Yolcu!
Yol nereyedir?
Kızıl elmayadır!
Menzil neredir?
Şehadettir!
Vuslat kimedir?
Vatanadır!
Vatan neredir?
Tüm cihandır!
(Diriliş)

291-
Hakikat kendisine tırmanacağın bir dağın zirvesinden çok, ardınsıra seni takip eden ayak izlerine benzer.
(Dücane Cündioğlu)

292-
Sonra anlıyorsun ki asıl mesele hangi yoldan gittiğinden ziyade, yan koltuğunda kimin oturduğunu seçmekten ibaret.(Selcan Aydın)

293-
Otoyolda ezan duyulmaz. Vakit girdi mi çıktı mı haberin bile olmaz. 
(Bekir Develi)

294-
Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.
(Konstantinos Kavafis)

295-
Bir şey gerçekten yapmak isteyen bir yol bulur. İstemeyen mazeret bulur.
(McKenzie)

296-
'Kat edilecek her yolu dolaşsanız bile ruhun sınırlarını
yolculuğa çıkarak keşfedemezsiniz, hikayesi çok derindir...'
(Herakleitos, parça 35.)

297-
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
(Cemal Süreya)

298-
Yine de yetmez zaman
gecenin ve kitapların söylediğini çözmeye,
kaç kent, kaç aşk terk edilmiştir;
sinmiştir ölümler
satırlara bir koku gibi;
hep bir şeyler kalmıştır geride
asla unutmak istemediğimiz
(Ahmet Oktay)

299-
Yolculuk nereye götürüyor beni?
Nerede yarım kalacak ayak izi?
(Sohrâb Sepehri)

300-
Güvendiğiniz dağlara karlar yağdığında en güzel çare, dağ ile karı başbaşa bırakmaktır.
Gün gelip karlar eridiğinde; dağ yolunuzu gözleyince en güzel cevap, başka bir dağdan selam yollamaktır.
(Mevlana)



13 Haziran 2017 Salı

Dikili Aşıklar Şelalesi : Vadideki Güzellik

Dikili Aşıklar Şelalesi
Ayvalık-İzmir yolu üzerinde Dikili sınırları içerisinde olağanüstü güzellikte bir vadi yer almakta. Nebiler Vadisi. Öyle ki içinde 3 şelale ve 2 mağarası ile birlikte güzel bir yürüyüş parkuru bulunmakta. Ayvalık-Bergama-Foça gezimizin ikinci gününde bu güzelliğe doyasıya şahit olduk.

Ayvalık'tan çıkıp Dikili'ye gelmeden  Nebiler Köyü tabelasını takip ettiğinizde 7 km sonra Aşıklar Şelalesi'ne ulaşıyorsunuz. İzmir'e de 128 km mesafede yer alan şelalenin girişinde bir tesis bulunmakta. Kahvaltı ve yemek için program yapılabilecek bir yer. Araçlar için 10 TL'lik bir giriş ücreti var. 30 TL üstü alışverişlerde ise bedava.

Aşıklar Şelalesi :

Yoldaki İzler Aşıklar Şelalesinde
Asıl ismi Nebiler Şelalesi olsa da halk arasında Aşıklar Şelalesi olarak bilinir. Bunun nedeni de bir efsaneye dayanır. Hikayesini aşağıda alıntıladım. Vadi boyunca 3 tane şelale var aslında. İlkinin ismiyle anılır toplu olarak.  Aşıklar Şelalesi hemen vadinin girişinde yer alır. Merdivenlerle inilen uzun ama çok güzel bir yolu var. Tesise yakın olmasında dolayı şelalenin altında masalar mevcut. Yaz aylarında servis yapılıyor tahminimce. Şelalenin havuzunda suya da girebilirsiniz aklınızda olsun.


Ece Şelalesi :

Ece Şelalesi

İkinci şelale 900 mt mesafedeki Ece Şelalesidir. İşaretli yürüyüş parkurunu takip ettiğinizde kolaylık ulaşabilirsiniz. Dere boyunca devam eden parkur için orta seviyede bir kondisyonunuz olması yeterlidir. Zaman zaman dere geçişleri olan keyifli bir yol. Yine şelalenin altında geniş bir havuz var. Korkunuz yok ve mayonuz var ise muhakkak yüzmeyi deneyin derim. Mayıs ayı olmasına rağmen soğuk bir hava olduğu için biz suya giremedik maalesef. Ayrıca şelalenin üstüne kadar çıkabilirsiniz. Ancak tehlikeli olduğunu belirtmem gerekiyor.

Üçüncü şelale olan Sümeyra Şelalesi ise vadinin daha üst kısmında yer alıp parkurun dışındadır. Bu yüzden daha profesyonel bir yürüyüş gerektirir. Gezimizde bu şelaleyi görme imkanımız olmadı. Doğa yürüyüş grupları için ideal bir rota olduğunu düşünüyorum.
Ece Şelalesi üstten bakış

Ağlayan Mağara

Ağlayan Mağara girişi

Şelaleler arasında parkuru renklendiren iki küçük mağara bulunmakta. Bir tanesi Ece Şelalesi'nden sonra yer altına giren derenin tekrar yeryüzüne çıktığı yer olan Ağlayan Mağara'dır. Küçük bir mağara olmasına rağmen muazzam bir güzelliği bulunmakta. 5-6 mt derinliğe kadar yürüyebilirsiniz ancak tavandan damlayan sulardan dolayı sırılsıklam olmayı göze almanız gerekmekte. Ağlayan Mağara ismini de buradan alıyor zaten. Mağara içinde yaşayan yarasaları ve sudaki yengeçleri de unutmamak gerek. Bunun için kafa feneri ile birlikte terlik bulundurmanız işe yarayacaktır. Duvarlarında damlataş oluşumları var. Fener ile aydınlatarak izlemenizi tavsiye ederim.  Diğer mağara ise yamaçta yer alan iki oyuktan ibaret. Ancak vadi manzarası olduğu için görülmeye değer.

Ağlayan Mağara'nın iç kısmı

Aşıklar Şelalesi'nin Hikayesi

Bir rivayete göre, peri padişahının kızı Sümeyra, civar köylerden Yörük Ali’ye gönlünü kaptırır. Yörük Ali de Sümeyra’ya. Ne var ki peri padişahı kızını bir ölümlüye vermek istemez ve bu aşka izin vermez. İki aşık çaresiz kalır. Nebiler vadisindeki koca çınarın altında her gün gizlice buluşur, hasret giderirler. Sonra da birbirilerine sarılır saatlerce ağlaşırlar. Bunu öğrenen peri padişahı bu aşka son vermek için askerleri ile birlikte aşıkların peşine düşer. Amacı Yörük Ali’yi öldürmektir. Tam onları yakalamak üzereyken koca çınar yarılır ve aşıkları içine alır. Bu mucize karşısında peri padişahı insafa gelir. Ancak aşıklar aşklarının sonsuza kadar sürmesi için tanrıya dua ederler. Tanrı da onları kayalıklardan akan bir şelaleye çevirir. Aşkları sonsuza kadar sürer. Kızını sonsuza kadar kaybeden peri padişahı şelalenin yukarısındaki mağaraya çekilir, gözyaşları döker. Ağlama seslerini duyan çevre sakinleri mağaraya “Ağlayan Mağara” adını verir.

Aşıklar Şelalesi Fotoğrafları :

Ece Şelalesi

Ağlayan Mağara

Parkurda kırmızı işaretler yol gösteriyor


İkiz Mağara

Nebiler Vadisi ve Zindan

3 Haziran 2017 Cumartesi

Ayvalık'tan Foça'ya Kuzey Ege



Uzun bir aradan sonra tekrar uzun yollardayım. Mecnun edip yollara iz peşine düşüren yaptığım 2-3 günlük geziler olmasına rağmen bir kaç yıldır ailemle yaptığım tatiller ve hafta sonu günübirlik turlar haricinde yola çıktığım yoktu. Hayat döngüsünün hem benim için hem de yol arkadaşlarım için farklı dönmesinden dolayı yollarımız ayrı düştü. Bunun getirdiği bir bocalamaydı bendeki bu hal. Artık zamanı geldiğini hissettim anda planlar yapmaya başladım. Yurt dışı mı yurt içi mi derken Ayvalık'ta buldum kendimi. İş yerinden 3 gün izin olarak daha önce gezmediğim Çanakkale ile İzmir arasında kalan kıyı hattını tamamlamaya karar verdim.

Feribotta karşılanan gün doğumuyla başladı yolculuğumuz. Martılar bile uyanmamıştı henüz. Osmangazi Köprüsünün üstünden beliren kızıllık ile renklenmeye başladı hayat. Bursa'yı hızlı geçip Balıkesir'e vardık bir çırpıda. Ege'ye gidilirken çevresinden dolaşılan Balıkesir'in kalbine daldım bu sefer. Saat kulesini görmekti niyetim aslında. Şehir merkezine girip kule ver çevresinin fotoğraflarını çektiğim gibi de çıktım. Ayvalık beni beklerdi çünkü.

Bir çok gezginin ilk yaptığı rotalardan biri olmasına rağmen benim yıllardır ertelediğim bir yerdi Ayvalık. Adaları, taş evleri, renkli kapıları, kilise camileri, tekne turları, uçsuz bucaksız plajları, zeytini ve elbette tostu ile ile tam bir cazibe merkezi olan şehir sonunda kapılarını açmıştı bana. Ben de düşünmeksizin kendimi bıraktım kollarına. Daha fazlasını anlatmam için bir müddet zaman verin bana. Her şeyi anlatacağım size.

Yolcunun adetidir bağlanmaz bir yere. Sevse de durmaz yerinde. Ayvalık'a hayran kalmama rağmen bırakıp ardımda bir başka şehre doğru devam ettim yola. Kıyıdan fazla uzaklaşmadan Dikili'ye gelmeden bir şelale sesi duydum. Durur muyum daldım sesin geldiği yöne. Aşıklar Şelalesi'ymiş. Aslında iki şelalesi varmış. İki tane mağarası ve güzel bir yürüyüş rotasıyla birlikte. Ayvalık-İzmir yolu üzerinde mutlaka uğranılması gereken bir.

>>> Dikili Aşıklar Şelalesi : Vadideki Güzellik

Sırada Bergama var. Sürprizler şehriydi benim için. Bir yanda antik kentler,tapınaklar, bir yanda Osmanlı camileri, hanları, köprüleri üstüne bir de höyük. Bunlar yetmez gibi 83 yıllık bir festival çıkmaz mı karşımıza. O zaman gecelenir burada dedik. Gecesini geçirdiğim şehirler bir başka severim. Bergama'yı daha çok sevdim.

Geldik gezimizin son durağına. İzmir'den önce son nokta Foça. Iyonların limanı, şimdilerin şirin balıkçı kenti. Balıkçı dediysem kordon boyu sandalları ve balıkçı restoranlarını kastediyorum. Ayvalık kadar olmasa da adaları, burunları, değirmenleri de var. Beş kapılı bir kalesi ve açık hava tapınağı ile hayran kalınacak kadar güzel.

3 günde 3 güzel şehir. Gözün alabildiğine zeytin, gök kadar mavi deniz, küçük ama yerli adalar, uzakta sıra dağlar gibi duran yunan, yelkenli yelkensiz tekneler, koylar plajlar bu gezide hatırada kalanlar. Daha fazlası var elbette. Tek tek anlatılması gerek fazla uzatmadan.

Bize kalan bu yoldan her zamanki gibi izler ve hatıralar. İzler burada, hatıralar İstifhane'de.



     


3 Mayıs 2017 Çarşamba

Oylat : Şelalede Suyun Azgın Coşkusu Mağarada Karanlığın Ürpertici Huzuru

Oylat


Oylat denilince aklınıza kaplıca geliyorsa asıl güzelliklerini ya duymamışsınızdır yada ikinci plana atmışsınız demektir. Kaplıcalarla pek aram yok. O yüzden size onu anlatmayacağım. Ama sevenlere de sevmeyenlere de Oylat'a gitmeleri için elimde iki güzel sebep var.

Önce size Oylat'ın hikayesini anlatayım. Anadolu'daki isimlerin efsanelerini araştırmak hoşuma gidiyor. Her ne kadar abartılı halk anlatımları olsa da geçmişten izler taşırla her zaman. Oylat'ın da bir hikayesi var. Hem de acıklı olmayan. Hüzünlü başlayıp mutlu sonla biten bir prenses hikayesi. Bizans döneminde bölgenin hakimi tekfurun güzeller güzeli bir kızı varmış. Nazardan mı bilinmez bir hastalığa yakalanmış prenses. Hekimler çaresini bulamamışlar. Tekfur günden güne eriyip biten prensesin gözünün önünde ölmesine dayanamamış. Son günlerini huzur içinde geçirmesi için ormanın içine bırakmalarını emretmiş. Hekimler o güne kadar bilinmeyen bir kaynağın yanına bırakıp Öl-Yat demişler giderken. Prenses şifalı su ile yıkanıp sıhhatine kavuşmuş. Babasının sarayına tüm güzelliğe ile geri dönmüş. Öl-Yat'ın ünü dilden dile anlatılıp günümüze Olyat olarak gelmiş.

Oylat efsanedeki gibi iki dağın arasında ormanın ortasında muhteşem atmosferi ile huzurun aşka gelip coştuğu bir yer. Yazımın başında dediğim gibi bu övgülerin sebebi şifalı sıcak suyu değil sadece. Bir tarafında coşku ile akan şelalesi, diğer tarafında ise yerin derinliklerinde karanlığın ince ince işlediği mağarası ile eşi az bulunan bir yer.  Tüm bu güzellikleri bir gün içinde gezebilirsiniz.

Oylat , sırtını Uludağ'a dayamış Bursa'nın İnegöl ilçesine 27 km mesafede ulaşımı oldukça kolay bir konuma sahip. Ama dağların içine doğru sanki oya örer gibi döne döne gidiyorsunuz. Dikkatle arabanızı kullanırken  gürgen, meşe, çam, çınar ve ıhlamur ağaçlarıyla kaplı ormanın tadını çıkartıyorsunuz.

Oylat Kaplıcaları
Kaplıca bölgesine ulaştığınızda kendinizi 90'lı yıllarda bulabilirsiniz. Oteller konseptini değiştirmemişler yıllardır. Bazen iyi ki de öyle kalmış diyorsunuz. İhtiyacınız olan her şeyi meydandan bulabilirsiniz. Yemek mekanları olduğu gibi mangal yapmak için de yerler mevcut. Özellikle meydandaki Oylat Sucuklarını tavsiye ederim. Çok lezzetli doğal sucukları var. Yol boyunca dere kenarına kurulu alabalık tesislerini de tercih edebilirsiniz.

Oylat Alabalık


Uzun bir girişten sonra asıl konumuza gelelim. Öyle uzun uzun anlatmayacağım. Fotoğrafın dilini kullanacağım bu sefer. O size her şeyi anlatacaktır.

Oylat Şelalesi 

Kaplıca bölgesinden yaklaşık 2 km'lik bir patikadan şelaleye ulaşabilirsiniz. Dere kenarında küçük ahşap asma köprüler var. Yolun sonuna doğru dikleşiyor. Pes edip geri dönmeyin sakın. Tepeyi aştığınızda gözlerinize inanamayacaksınız. İstanbul'a yakın en güzel şelalelerden bir tanesi ile karşılaşacaksınız. İki parça olarak 15 mt yükseklikten dökülüyor. Daha sonra küçük parçalar yayılarak yolculuğunu dere olarak devam ediyor.

Oylat Şelalesi

Oylat Mağarası

Oylat kaplıcalar bölgesinde 2 km kadar aşağıdadır. Türkiye'nin 3 büyük mağarasına geldiğinizi içine girdiğinizde idrak edeceksiniz. Dar giriş kapısından girdiğinizde sizi çok büyük bir galeri karşılıyor. Mağara bilinenin aksine yukarı doğru yükseliyor. Merdivenlerle çıkıyorsunuz. Önce 2-5 metre genişliğinde 10-15 yüksekliğinde uzun bir koridordan geçiyorsunuz. Sizi daha içlerdeki güzelliğe alıştırıyor gidi bu kısım. Yavaş yavaş görünen sarkıklarla dikiklerler heyecanlanıyorsunuz ama mağaranın derinliklerine saklayın kendinizi. 665 mt gittiğinizde iki büyük galeri ile karşılaşacaksınız. Yüksekliği 93 mt'yi bulan bu galerilerde asıl sanat eserleri saklı. Her bir köşede milyonlarca yıllın emeği ile oluşan sütunlar, sarkıklar, dikikler ve damlataşlarla büyüleneceksiniz. Karanlığın içinde korkudan ürperirken tarif edemediğiniz bir huzur bulacaksınız.  Mağaranın içinde iliklerinize kadar işleyen bir rüzgar akımı var. Bunun sebebi tepeye kadar çıkan bir bacasının olması. Bu sayede mağara içinde yarasa başta olmak üzere bir çok canlı yaşamakta.

Oylat Mağarası

Oylat Fotoğrafları : 

Yoldaki İzler Oylat'ta

Oylat Şelale Gezisi 
Oylat Şelalesi














 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys