3 Temmuz 2016 Pazar

Sebe Kavmi : Uzun Yolculuklar Arzulayan Bir Halkın Sonu


Yol ve yolculuk ile ayetlerin dikkatimi çektiği malumunuzdur. Daha önce topladığım Seyahat Ayetleri'nin dışında da bir çok ayete denk geldim. Daha çok seyahati teşvik eden ayetler olmasına karşın dün karşılaştığım ayet beni bir hayli düşünmeye sevketti. Çünkü menfi bir manası vardı. Sebe halkı ile ilgili ayette şu ifadeler yer almakta :
Sebe 19: Buna karşı onlar: "Ey Rabbimiz, yolculuklarımızın mesafesini uzaklaştır! dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve tamamen didik didik dağıttık: Şüphesiz ki, bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ibretler vardır.
Dua ediyorlarmış gibi gözükse de sonradan bunun Sebe halkı için pek de iyi bir akibet olmadığı anlaşılmaktadır. Uzun yolculuklar istemek niçin helak sebebi olabilir? Bu sorunun cevabı bir önceki ayette gizli.

Sebe 18: Biz, onlarla o bereket verdiğimiz memleketler arasında sırt sırta şehirler meydana getirmiş ve onlara da düzenli gidiş geliş imkanı sağlamış "Gezin oralarda, geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde!" demiştik.

Seve kavmi Güney Arabistan'da yaşamış büyük bir halk. Tarihi kayıtlarda Hz.Süleyman hariç hiç bir devletin egemenliğine girmediği; Mısır, Büyük İskender ve Romalılar yaptıkları savaşları kazandıkları ifade edilmektedir. Bu ayette de Sebe kavmine verilen nimetlerden bahsedilmekte. Mesafesi kısa ve ulaşım imkanı rahat şehirler ve bahçeler bahşedilmesine rağmen Sebe halkı bununla şükretmeyip kendi kendilerine beddua niyetine geçebilecek bir talepte bulunmaktalar.  Allah'ta bu azgın kavmin isteğini kabul eder. Yaptıkları büyük barajın çökmesi üzerine uzak diyarlara göç etmek zorunda kalırlar. Ve tarihten silinip giderler.

Kuran'da bahsedilen kıssalarda helak olmuş kavimlerin günümüzde muhakkak örnekleri vardır. İbret almamız için gözümüzün önünde dolanıp dururlar. Hemen bu ayetin yansımasına örnek olabilecek olaylar geldi aklıma. Hem de çok ta uzağa ve eskilere gitmeye gerek duymadan. Boğaz köprüsünün yapılmasına karşı çıkan insanlar vardı. Daha yakın bir zaman geldiğimiz de Marmaray'ın açıldığı dönemde trenlerin bozulmasından memnun olan bir güruh vardı. Hatta su alıp tünelin çökmesi için neredeyse dua edeceklerdi.  Yine geçtiğimiz günlerde açılan Osmangazi Köprüsü'nün yapımından memnun olmayan akıl yoksunu kişiler çıktı ortaya. Ayetlerin birebir kelime manalarına karşılık gelebilecek bir kaç örnek sadece bunlar. Daha geniş anlamda düşünüldüğünde daha fazla örnek verilebilir.

Verilen nimetlere, yapılacak hizmetlere sırf kendi düşünceleri ve menfaatleri için karşı çıkan insanlar var bu dünyada ve dahi ülkemizde. Ekseriyetin hatta kendilerinin daha çok  fayda göreceğini göz ardı edip nankörlük etmekteler.  Allah bu zihniyetin açtığı zararlardan bizleri korusun.


14 Haziran 2016 Salı

Yol Sözleri 5


"...bir yol tuttu" (Kehf-85)

201-
Ne kadar kaçmak ve uzaklaşmak arzusu ile dolu ise, o kadar da bağlanmak, kalmak, bağdaş kurup oturmak istiyorum.
(Sait Faik Abasıyanık)
*
202-
İşte bir kubbe ki söyler saati.
Yolcu ilk, dalgalar son cemaati,
(Arif Nihat Asya)
*
203-
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim"
öbür yanımız "otur" diyor.
(Can Yücel)
*
204-
Yol yolcunun bahanesi. Yolcu yola nispetle kalbine ağır.
(Güven Adıgüzel)
*
205-
İnsan öyle bir yere gelir ki orada sadece yol ile yoldaş arasında değil yol ile yolcu arasında bile bir fark kalmaz. Yolcu da, yoldaş da, yol da hep bir manada toplanıverir. İnsan kendinde, kendine doğru, kendince yürüdüğünü fark eder.
(Dücane Cündioğlu)
*
206-
Gitmek kaderi değiştirmektir.
(Cemil Meriç)
*
207-
Yol uzun, ömür kısa yahu. dünya ile zıtlaşmayı bırakın.
(Cabülka- Yaşar Bedri)
*
208-
Hayal gücü olmayan insanın kanatları yoktur.
(Muhammed Ali)
*
209-
Seni tüketen, önünde tırmanılacak dağlar değil, ayakkabında ki çakıl taşlarıdır.
(Muhammed Ali)
*
210-
Kendi yolunu bulamayan, bütün yolları boşuna yürür.
(Oruç Aruoba)
*
211-
Bu yollarda izimiz
Bu göklerde gizlimiz
Yollar, beni vardırın
Gökler, tutup kaldırın
(Necip Fazıl Kısakürek)
*
212-
Yolcuya bakıp, yolunu tanıma. Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü
ona göre ver. Vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın,
hercai ve seyyal…
(Halil Cibran)
*
213-
Bir yolculuk var bize,
Gider dururuz sürekli dipsize,
Çıkışımız olur mu bilinmez,
Dileğimiz Yusuf olmaktır, bu yoldan vazgeçilmez
(Ahmet Gazi A. Aydın)
*
214-
Dağlara götür yorulan yerini
(Harput Atasözü)
*
215-
Belki sana yazarım
Uğradığım bir şehirden
Eski bir kart atarım
Mekke ya da Kudüs'ten
(Yüksek Sadakat- Kutlu Özmakinacı)
*
216-
Yürümesini bilmeyenler, koşanlara kızarlar.
(Cemil Meriç)
*
217-
Ayaklarım hareket etmeye başladığı anda düşüncelerim akmaya başlıyor.
(H.D. Thoreau)
*
218-
Ben açık bir yol düşünden öte,
Bir şeye gerek duymuyorum yolculuğumda.
Gerisi sadece gök ve toprak
(Fernando Pessoa)
*
219-
Su kesiksiz hareket zikir ahenk şırıltı
akmayan kokar diye esrarlı bir mırıltı
(Necip Fazıl Kısakürek)
*
220-
Ömrümün uzun yolu
Geçip gitsem yare doğru
Gözlerim yaş dolu dolu
Yol ver dağlar yol ver bana
(Aşık Veysel)
*
221-
Yolcuğun nerede biteceğini söylemem.
Ama nerede başladığını biliyorum.
(Avicii)
*
222-
Yollar uzun, yollar ince
Yol kısalır aşk gelince
(Abdurrahim Karakoç)
*
223-
Bütün uzaklara gittim
Hepsinin de dönüşü vardı.
Gitmesem ölürdüm
Kocaman bir yalnızlıktı dönüp geldiğim.
(Şükrü Erbaş)
*
224-
Kar taneleri ne güzel anlatıyor, birbirlerine zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu.
(Hz. Mevlana)
*
225-
Yeterince uzağa giderseniz içinizdeki size ulaşabilirsiniz.
(David Mitchell)
*
226-
Ben yol vermez geçitlerdim sen bağrımı delen ırmak
(Fatih Sofuoğlu)
*
227-
Tarlada izi olmayanın hasatta yüzü olmaz
(Atasözü)
*
228-
Hem mekansal, hem düşünsel, hem de duygulsal bir yolculuktur. Ama yazarı için o seyahat, roman daha ortada yokken başlar.
(Ahmet Ümit)
*
229-
Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
(Orhan Veli)
*
230-
düştüm yollarında
kaldım dağlarında
yaban ellerinde
gezgin idim hancı oldum
bir garip gezginim
dalına kuzgunum
ben senin yazgınım
aşk yolunda koyma beni
(Kara Güneş - Koyma Beni)
*
231-
Sonra anlıyorsun ki asıl mesele hangi yoldan gittiğinden ziyade, yan koltuğunda kimin oturduğunu seçmekten ibaret.
(Selcan Aydın)
*
232-
Bu senin yolun yalnızca, başkaları seninle yürüyebilir, fakat hiç kimse senin için yürüyemez. (Mevlana)
*
233-
Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha zevklidir.
(Robert Louis Stevenson)
*
234-
Allah'ım
Yol boyunca,
Tarih boyunca,
Başıboş bırakma bizi...
(Cahit Zarifoğlu)
*
235-
Sefer düştü Gürcistan'a,
Bizim ilen gelen gelsin!
Mert gelsin namert gelmesin!
(Köroğlu Destanı)
*
236-
Bilmiyor musun ki
Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça
kim olduğunu asla bilemezsin
(José Saramago)
*
237-
Vel hasıl dünya hayatı "İş" dediğimiz oyun ve eğlenceden ibarettir.
(Mustafa Kutlu-Hesap Günü)
*
238-
Her şey hızlandı. Yolculuklar, dostluklar, aşklar.
Yavaşlayabilenler daha çok mesafe kat ettiler.
(Bekir Develi)
*
239-
Fazla ayrıntıya gömülmekle suçlamayın beni. Yolcuların tarzıdır bu !
(Xavier de Maistre)
*
240-
Uçsuz bucaksız çöllerde
Yine izler gelenlerin;
Yollar gideceklerindir....
(Arif Nihat Asya)
*
241-
Denizin kenarına kadar ayakların izi vardır. Lakin denizin içinde artık bir iz kalmaz.
(Hazreti Mevlana)
*
242-
Yeni Cami, şehrin bir sahilinde henüz karaya yaklaşmış masal gemisi ...
(Ahmet Hamdi Tanpınar)
*
243-
Yolculuk, benliğimizdeki bir tür iç dekoru yıkar. Yolculuk bu sığınaktan yoksun bırakır bizi.
(Albert Camus)
*
244-
Eylül toparlandı gitti işte / Ekim filan da gider bu gidişle
(Turgut Uyar)
*
245-
Gitmek gerekir bazen. Fazla yormadan, daha çok bıktırmadan. Eğer vaktiyse ardına bile dönüp bakmadan.'
(Can Yücel)
*
246-
Yürümeye devam et, yol insanı terbiye eder !
(Dücane Cündioğlu)
*
247-
Herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı
Çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir.
(Fyodor Dostoyevski)
*
248-
Daha gidilecek yol var güzelim
Aşılacak dağlar varılacak köyler
Konulacak yürekler var hakedmiş
(Gönül Köse)
*
249-
Yolculuk, benliğimizdeki bir tür iç dekoru yıkar. Yolculuk bu sığınaktan yoksun bırakır bizi. Sevdiklerimizden, dilimizden uzakta kalınca tüm desteklerimizden kopup maskelerimizden yoksun kalınca, kendi kendimizin yüzeyindeyizdir tümüyle
(Albert Camus)
*
250-
Mavi ve yeşil biraz da toprak. Başka renge ihtiyacı yok insanın
(Fatih Yıldız)
*

Yol Sözleri ile ilgili diğer yazılar : #YolSözleri

Yol Sözleri 1 
Yol Sözleri 2
Yol Sözleri 3




12 Haziran 2016 Pazar

Kuran'da Yol Kıssaları : Zülkarneyn Batı'dan Doğu'ya Yolculuğu


Kur'an-ı Kerim'de geçmiş peygamber ve kavimlerle ilgili pek çok kıssa bulunmakta. Bunlardan bir kısmı da yol hikayesi mahiyeti taşıyan kıssalar. En meşhuru bildiğiniz üzere Hz. Musa ile Hz. Hızır arasında geçen yolculuk kıssasıdır. Daha önce bununla ilgili ayetlerden bir tanesini paylaşmıştım. Bunun haricindeki kıssaları da araştırıp hadisler de karşılaştırarak Kur'anda Yol Kıssaları başlığı altında anlatmaya çalışacağım.

Bugünkü konumuz Doğu ve Batıya seferler yapan Zülkarneyn. Peygamber mi yoksa Hızır gibi Allah'ın veli kullarından birisi mi çok net olmayan bir zat. Kuran'da bahsi geçmesinin sebebi ise Yahudilerin  Hz. Peygamber'i sınama maksadıyla  Ruh, Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn hakkında soru sormalarından dolayıdır.  Bu sorular üzerine Zülkarneyn ile ilgili Kehf Suresi'in 83-101 ayetleri nazil olmuştur.

Kehf suresinde 3 farklı ayette "...bir yol tuttu."  sözleri zikredilerek Zülkarneyn'in yaptığı yolculuklardan bahsedilmekte. İlki güneşin battığı topraklar yani Batı seferi. İkincisi güneşin doğduğu topraklar yani Doğu seferi. Bu ayetlerden Zülkarneyn'in kudretli bir kumandan olduğu ve gittiği yerleri fethettiği anlaşılmaktadır.  Bahsi geçen son sefer ise Ye'cüc ve Me'cüc isimli kavimlerin zultmettiği halkların yardımına koşar. Zülkarneyn demir içerikli bir set yaparak Ye'cüc ve Me'cüc'lerin etrafa zarar vermesini engeller.

Zülkarneyn'in kim olduğuna dair çok çeşitli tahminler yapılmakta. Büyük İskender diyen de var Türklerin atası Bilge Kağan'da. Hz. Perygamber'den rivayet edilen bir hadiste söyle buyrulur :
"İsmini duyduğunuz kimselerden yeryüzünde dört kisi mâlik oldu. Mü’min olan ikisi, ikisi de kâfir idi. Mü’min olan ikisi, Zülkarneyn ile Süleyman idi. Kâfir olan ikisi de Nemrud ile Buhtunnasar idi. Besinci olarak yeryüzüne benim evlâdimdan biri yâni Mehdi mâlik olacaktir ». 
Hem ayetlere hem de bu hadise göre Zülkarneyn Allah'a iman eden mümin bir kişi. İskender gibi putpereset bir kişi olamaz.  Bir diğer ipucu ise Hz. Perygamber'e soru sordukları için Yahudilerin haberdar olduğu hatta saygı duydukları bir kişinin olması.  Bilge Kağan'ın olması da bu çerçevede uzuk bir ihtimal.

Zülkarneyn'in  kim olduğuna dair bir diğer ihtimal ise Pers Kralı II.Kiros'tur. Yahudiler için oldukça önemli bir şahsiyet olan Kiros Batıda Anadolu'yu Ege kıyılarına kadar, Doğuda ise İran'ın en doğusuna kadar çöllerin tamamına hakim olmuştur. En Doğu ve en Batı kavramlarının o dönem şartlarında tüm dünyayı değil de o dönem insanının anlayabileceği sembolik ifadeler olduğunu düşündüğümüzde Kiros'un hakim olduğu yerler ayetlerdeki ifadelere uymaktadır.

Tüm bu ihtimallere rağmen Kuran'da Zülkarneyn'in kim olduğuna dikkat çekilmemiştir. Önemli olan yaptığı seyahatlerdir. Ayetler bu çerçevede dikkate alınmalıdır.

83. (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."  
84. Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.  
85. O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.  
86. Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. "Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın" dedik.  
87. Zülkarneyn, "Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır" dedi.  
88. "Her kim de iman eder ve salih amel işlerse ona mükafat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz."
89. Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu.
90. Güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.
91. İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
92. Sonra yine bir yol tuttu.
93. İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.
94. Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?"
95. Zülkarneyn, "Rabbimin bana verdiği (imkan ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım" dedi.
96. "Bana (yeterince) demir madeni getirin" dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince "körükleyin!" dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, "Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım" dedi.
97. Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.
98. Zülkarneyn, "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyametin kopma vakti) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir" dedi.
99. O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra sûra üfürülür de onları toptan bir araya getiririz.
100, 101. O gün cehennemi; gözleri Zikr'ime (Kur'an'a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz!

*******


Not :
Pers Kralı II.Kiros ilgili kaynak yazı için  :

http://oguzhanduru.blogspot.com.tr/2015/09/zulkarneynin-kimligine-dair-varsaymlar.html









8 Haziran 2016 Çarşamba

Şile'de bir Saklı Göl


Şile'de adıyla müsamma bir göl var. Saklı Göl.  Aslında küçük bir gölet. Ancak yeşil tepelerin ortasında kendini gizlemiş saklı bir cenne. Gizli denilmesine bakmayın. Son yıllarda oldukça rağbet gören bir yer. Özellikle hafta sonu göl kıyısında kahvaltı yapmak isteyenler akın ediyor. Haksız da sayılmazlar. Şehrin boğucu atmosferinden kaçıp bir nefes huzur arıyor insanlar.

Şile'ye doğru giderken Işık Üniversitesini geçtikten sonra Şile Şehir Merkezi tabelası ile birlikte Saklı Göl tabelasını göreceksiniz. Sağa doğru Karamendere Köyü istikametinde 5 dk'da ulaşabilirsiniz. Göleti oluşturan setin üzerine kurulu bir tesis var.  Geniş otoparkı ile park sorunu yaşamazsınız. Kahvaltısı ile ünlü olsa da günün her saati istediğiniz yiyeceğiz bulabileceğiniz bir mekan. Ayrıca tesisten temin edebileceğiniz malzemelerle ailecek piknik yapabileceğiniz alanlar var.  Çocuklarla doğada zaman geçirmek için ideal bir mekan. Yemeğinizi yedikten sonra göl etrafında ağaçların arasında yapacağınız yürüyüş sizi kendinize getirecektir.  Tüm yorgunluğunuzu alacak doğal bir terapi olacaktır. 

Elbette dönüş yolunda Şile'ye uğramadan olmaz. Önce Şile Deniz Feneri'ne gidip Şile Kalesini ve Limanı'nı tepeden izlemeli. Sonra limana inip bir yorgunluk çayı içilmeli. Mendirekte yapacağınız yürüyüşle de günü taçlandırmalısınız.

Şile Saklı Göl Kahvaltı Tesisi

Saklı Göl'de Piknik Alanları

Saklı Göl yürüyüş manzarası


  

22 Mayıs 2016 Pazar

Siyavuş Paşa Medresesi Tesbih Müzesi



Süleymaniye'ye Haliç tarafından çıkılan yokuşta iş hanlarının arasında virane olmuş, çöplük olarak kullanılan bir medrese vardı. Kanijeli Siyavuş Paşa tarafından yaptırılan medresenin haline baktıkça üzülüyordu insan. Benzer yüzlerce belki binlerce Osmanlı eseri gibi harap haldeydi. Kubbeleri çökmüş, duvarları yıkılmış nadide bir eser kaderine terkedilmişti. İki yıl önce bir yardım eli uzatıldı ona. Başlatılan bir restorasyon çalışması ile medrese tekrar ayağa kaldırıldı. Belki tekrar ilim irfan öğretilemeyecekti.  Ancak farklı bir yol ile şehrin kültür-sanat hayatına hizmet etmek için yeniden düzenlendi. Hem de bir müze olarak.

Hilye-i Şerif ve Tesbih Müzesi medresenin odalarında hayat buldu. İstanbul Sanat ve Medeniyet Vakfı uhdesine devredilen medresede vakıf başkanı Mehmet Çebi’nin koleksiyonundan 73 Hilye-i Şerif ve 311 el yapımı tesbih sergilenmeye başlandı.

Siyavus Paşa Medresesi Büyük dershane binası
Müzeyi ziyaret etmek için düştük Süleymaniye'nin yollarına. Eski harap görüntüsünden eser yoktu şimdi. Medresenin kapısından içeri girer girmez çiçeklerle çevrelenmiş iç avlusu karşılıyor sizi. İçiniz huzur buluyor önce. Eserleri incelemeye başlamadan önde medresenin atmosferini daha iyi yaşamak için avluda bir çay içebilirsiniz. Mimar Davut Ağa tarafında 16.yy'da inşa edilen medresenin 15 odası ve iki katlı büyük kubbeli bir dershanesi var. Dik bir yokuşa inşa edildiği için medresenin altında 4 ayrı mahsen varmış. Şimdi depo olarak kullanılıyor. Eserler  talebelerin hem eğitim gördüğü hem de yatılı olarak kaldıkları odalarda sergileniyor. Hz. Peygamber'in gül cemalinin anlatıldığı  hilye-i şerifler ve dualara eşlik eden tesbihler bir arada. Hilye-i şerifle ilgili bilgileri aşağıda bulabilirsiniz. Daha çok tesbihler ilgili izlenimlerimden bahsedeceğim.
Hilye-i Şerif Müzesi
Sırasıyla küçük odaları dolaşmaya başladığımızda birbirinden renkli sanat eseri hükmünde olaran tesbihler karşılıyor bizi. Elbette tesbihlerin şahı kehribar hakim koleksiyona. Kehribarın her türlü çeşidini görebilirsiniz. Ancak bunlarda bir tanesi var ki çok özel. Karıncalı kehribar tesbih. Karıncayı görünce biraz ürktüm açıkçası ama doğal yolla oluşan fosil karıncalar bunlar.

Kehribar Nedir ?

Kehribar, fosilleşmiş ağaç reçinesidir aslında. Kozalaklı ağaçların öz suları toprak içinde sertleşerek süs eşyalarında kullanılan en değerli taşlardan birine dönüşüryor. Açık sarıdan kızıla kadar birçok rengi olan kehribarın ateş kehribar, damla kehribar, sıkma kehribar gibi türleri var. Bu reçinenin içinde karınca, sinek gibi hayvanlar hapsolabilmekte ve yıllar içerisinde fosilleşmekteler.  Karıncalı kehribarlar çok nadir görüldüğü için tesbih koleksiyonerlerinin en özel parçalarını oluşturmakta. 

Karınca fosilli kehribar tesbih

Müzede kehribar haricinde mercan tesbihler, kaplumbağa kabuğunda elde edilen bağa tesbihler, abonoz ağacından yapılan tesbihler ve çeşitlik taşlardan yapılan değerli tesbihler sergilenmekte. En çok sevdiğim tesbih türü mercan oldu. Turuncu rengi ile çok sevimli. Ancak bir tesbih var ki şahaser olacak güzellikte. Büyük çini tesbih tanelerinin bir yüzüne osmanlı padişahlarının portreleri diğer tarafına ise tuğraları işlenmiş. Muhteşem bir işçilik var.    

Padişah Portreli Çini Tesbih
Hem medresenin restorasyonu hem de müze düzenlemesi oldukça başarılı. Emeği geçenlerden Allah razı olsun. Ata yadigarı bu eserlerin hem ayağa kaldırılıp hem de faydalı bir şekilde kullanımı sevindirici bir gelişme. Bu çalışmada vakıf başkanı Mehmet Çebi'nin büyük emeği var. 25-30 yıllık birikimi bu müzeye aktarmış. Ayrıca bunun dışında müze projeleri var. Cumhurbaşkanlığının desteği ile Yenikapı'da Modern Hat Sanatı müzesi kurulum çalışmaları devam ediyor. Çalışmaları heyecan verici. Allah yolunu açık etsin.  Kendisini tanımak için aşağıdaki televizyon programında yaptığı açıklamaları izlemenizi tavsiye ederim. 

Mehmet Çebi - Ülke TV'deki konuşması - 31 Aralık 2015
https://www.youtube.com/watch?v=EeXt3fiytrs

Hilye-i Şerif Nedir ?

Dünyanın en büyük hilye-i şeriflerinden iki tanesi müzede yer almaktadır
Hilye-i şerif  süs, ziynet, yüz ve rûh güzelliği anlamlarına gelir. İslam sanatında Hz. Peygamber'in suretini yansıtmak için resim yada heykel yerine yerine kelimeler tercih edilmiş. Hz.Ali'den rivayet edilen bir tasvirden itibaren Hz. Peygamber'in güzelliği adeta kelimelerle resmedilmiş. İlk dönemlerde küçük boyutlarda yazılarak göğüs ceplerinde taşınan hilyeler Osmanlı'da bir sanat formuna ulaşarak tablolaştırılmış. İlk lehvanın  Hattat Hafız Osman tarafından 1668 yılları dolaylarında ortaya konulduğu kabul edilmektedir. 

Hz. Ali'den rivayet edilen Hilye-i Şerif metni aşağıdaki gibidir.

"Peygamber Efendimiz, ne aşırı derecede uzun, ne de içiçe girmişçesine kısa idi; O, bulunduğu topluluğun orta boylusu idi. Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Tombul yüzlü ve yumru yanaklı değildi; yüzünde hafif bir değirmilik vardı. Mübârek yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz; gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzun; kemiklerinin eklem yerleri ile omuz başları iri yapılı idi. Vücûdu tüysüz olup, göğsünden göbeğine doğru inen ince bir tüy şeridi vardı. El ve ayak parmakları kalınca idi. Yürürken, meyilli ve engebeli bir yerde yürürcesine ayaklarını sertçe kaldırırlar (sürümezler) ve adımlarını genişçe atarlardı. Bir kimseye baktıkları zaman, yalnızca başlarını çevirerek değil, bütün vücudları ile o tarafa yönelirlerdi. Sırtında kürekleri arasında "Nübüvvet Mührü" vardı. Bu, O'nun, peygamberler zincirinin son halkası oluşunun nişânesi idi. O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabîatlisi ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, O'nun heybeti karşısında sarsıntı geçirirler; fakat üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, O'nu herşeyden çok severlerdi. O'nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse: Ben, gerek O'ndan önce, gerek O'ndan sonra, O'nun gibisini görmedim, demek sûretiyle, O'nu tanıtma husûsundaki aczini ve yetersizliğini îtirâf ederdi. Allah'ın salât ü selâmı O'nun üzerine olsun!".

Kanijeli Siyavuş Paşa Kimdir ?

Aslen Macar asıllıdır.  III. Murat saltanatı döneminde 1582-1584, 1586-1589 ve 1592-1593 yıllarında üç dönem sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. II. Selim'in en küçük kızı olan Fatma Sultan ile evlendi.  Fatma Sultan'ın doğum yaparken ölmesi üzerine onun adına bir medrese inşa ettirmiştir.  Siyavuş Paşa'nın mezarı ise Eyüp kendi adının taşıyan türbededir.

Siyavuş Paşa Medresesi'nin restorasyon öncesindeki durumu  : 

Siyavuş Paşa Medresesi'nin restorasyon öncesindeki hazin hali  ( Fotoğraf  : Caner Cangül)

Siyavuş Paşa Medresesi Hilye-i Şerif ve Tesbih Müzesi Fotoğrafları : 

Medresenin iç avlsu
Müze çok zengin hilye-i şerif arşivine sahip.
Bu nedenle  sergilenen eserler zamanlar yenileri ile değiştirilecektir. 
Hindistan cevizi benzeri tropik bir meyve olan Kuka'dan yapılan tesbihler

Kuka'dan yapılan hilal başlı imame
Kubbelerin dıştan görünümü. Kubbeler şehri İstanbul'a yakışır bir görüntü.
 (Çevresindeki çirkinlikleri ancak bu kadar saklayabildim.) 
Talebelerin kaldığı odalar şimdi müze odaları
Büyük Dershane. Arkada 6 minareli Çamlıca Camii yükseliyor. 
Tesbihlerin şahı Kehribar.
Sığır ve Koç boynuzu tesbihler. Elbette beni cezbeden lale motifli imamesi oldu
Fildişinden yapılan tesbihler.
Bildiğim kadarı ile ölü fildişleri kullanılıyor. Yada öyle olduğunu umut ediyorum
Mercan tesbihlere hayran kaldım
Rengarenk kehribarlar
Sıkma Kehribar
Koleksiyonun en değerli mercan tesbihi



11 Mayıs 2016 Çarşamba

Yol Sözlüğü : Yola Düşen Kelimeler


Bu yola düştüğümüzden beridir yol yolu çekti. Bazen az gittik bazen uz gittik. Düzde de gittik dağları da aştık. Bize her yol mübah dedik. Yola dair ne varsa kabulümüzdür dedik hatta. Düşünür olduk bize yolu hatırlatanları. Şiirlerde sözlerde onu aradık. Yol sözleri toplar olduk bu sevda uğruna. Duyduğumuzda gönül telimize dokunan kelimeler geldi aklımıza. Neler bunlar diye bakalım dedik sözlüğe. Yola düşen kelimeler çıktı ortaya. Varsa unuttuğumuz bize küsmesin. Daha yolumuz düşmemiştir o yöne. Daha nice gidecek yolumuz var daha.  Onu da ekleriz bir gün.

Yol : 
- Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik
- Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer
- Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi
- İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer

Yolcu :
- Yolculuğa çıkmış kimse

Yolculuk : 
- Ülkeden ülkeye veya bir ülke içinde bir yerden bir yere gidiş veya geliş, gezi, seyahat, sefer
- Herhangi bir taşıtla bir yere gidip gelme

Yürümek : 
- Adım atarak ilerlemek, gitmek
- Yayan gezmek, yayan gitmek
- Yol almak
- Bir yere gelmek, bir yere ulaşmak, kaplamak
- Geçmek, ilerlemek, değişmek

Seyahat : 
- Yolculuk, gezi

Siyahat : 
(Seyyehân - Siyâh - Süyuh) İbret, terehhüb ve ibadet için yer yüzünde gezip yürümek. (Dervişlerin seyahatı bundandır.)

Seyahatname : 
- Bir yazarın gezip gördüğü yerlerden edindiği bilgi ve izlenimlerini anlattığı eser

Seyyah : 
- Gezgin, turist

Seyir : 
- Gidiş, yürüyüş, ilerleyiş
- Kara taşıtlarının belli bir güzergâhta ilerlemesi
- Özellikle gemilerin belli bir rotayı takip ederek yolculuk etmesi
- Bir yerden başka bir yere gitmek için yola çıkma

Sefer : 
- Yolculuk

Gezi : 
- Ülkeler veya şehirler arasında yapılan uzun yolculuk, seyahat
- Gezmek, görmek, eğlenmek amacıyla yapılan yolculuk

Gezgin : 
- Gezmek, tanımak, görmek, dinlenmek amacıyla geziye çıkan (kimse), gezici, gezmen, seyyah

Gezenti :
- Vaktini gezmekle geçiren, gezmeyi çok seven,

Han : 
- Yol üzerinde veya kasabalarda yolcuların konaklamalarına yarayan yapı

Hancı :
- Han işleten kimse

Kervan : 
- Uzak yerlere yolcu ve ticaret eşyası taşıyan yük hayvanı katarı

Kervansaray : 
- Ana yollarda kervanların konaklaması için yapılan büyük han

Harita : 
- Coğrafya, tarih, dil, nüfus vb. konularla ilgili yeryüzünün veya bir parçasının, belli bir orana göre küçültülerek düzlem üzerine çizilen taslağı

Pusula :
Üzerinde kuzey güney doğrultusunu gösteren bir mıknatıs iğnesi bulunan ve yön tespit etmek için kullanılan kadranlı araç, yön belirteci

Rota :
- Bir gemi veya uçağın gidiş yönü, izleyeceği yol

Keşif :
- Var olduğu bilinmeyen bir şeyin ortaya çıkarılması

Kaşif :
- Kâşif, var olan ancak bilinmeyen bir şeyi bulan, ortaya çıkaran, keşfeden kimsedir.

Rehber :
- Yol gösteren kimse veya şey,

Binek :
- Binmeye yarayan otomobil, at vb

Heybe :
- At, eşek vb. binek hayvanlarının eyeri üzerine geçirilen veya omuzda taşınan, içine öteberi koymaya yarayan, kilim veya halıdan yapılmış iki gözlü torba

Nevrah :
- İlk olarak seyahata çıkan. Yeni yolcu. Yeni yol.

Rehrev :
- Yolcu

Saih : 
Seyahat eden

İbhar :
- Deniz yolculuğu.

Göç :
-  Ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhaceret

Göçmen :
- Kendi ülkesinden ayrılarak yerleşmek için başka ülkeye giden

Hicret :
- İslam takviminde tarih başı sayılan Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç etmesi

Muhacir : 
- Göçmen

Hac:
- İslam'ın beş şartından biri olan, Müslümanlarca zilhicce ayında Mekke'de yapılan Kâbe'yi ziyaret ve tavaf ibadeti.
- Genellikle tek tanrılı dinlerde kutsal olarak tanınan yerlerin, o dinden olanlarca yılın belli aylarında ziyaret edilmesi.

Yoldaş : 
- Muhacir


Kaynak : http://www.tdk.gov.tr/





26 Nisan 2016 Salı

Melen Çayında Rafting



Yıllar önce duymuştum Melen'i ve orada yapılan raftingi. Fotoğrafa ve gezmeye başladığımda da aklımın bir köşesindeydi. Hep bahar gitmeyip planlayıp gidemedim Melen'e. Yazılı olmayan listemde durdu hep.  Bu sene bir hal oldu bana. Teker teker yapar oldum listedekileri. Sıra Melen'de raftinge gelmişti. Rehberimiz Timuçin ile bir ay öncesinde sözleştik. Sonra düştük yola. İstikamet Düzce.

Düzce, Türkiye'nin en yeşil, suyu en bol illerinden bir tanesi. Derin vadilerden oluşan yapısında dolayı da en çok şelaleye sahip bölgesi ayrıca. Melen Çayı da bazen düz ovada sakin sakin, vadilere geldiğinde coşan nehirlerden bir tanesi. Özellikle Cumayeri ilçesinde Dokuz Değirmen Köyü'nden itibaren tutana aşkolsun. Bundan sebep macera severlerin ilgisi cezbetmekte. Yıllardır rafting yapılmakta.

Bilinenin aksine insanın ruhunu dizginleyen bir spordur rafting. Suya(doğaya) karşı yapılan bir aksiyon değil aksine, suyla(doğayla) bir olma çabasıdır.  Suyun yerine doğa koydum siz dağ koyun, deniz koyun. İlk denememde Melen bunu öğretti bana. Ürkek ürkek atan kalbimi sakinleştirdi önce boto biner binmez. Sonra yavaş yavaş gösterdi deli tarafını. Bir sağa kıvrıldı bir sola. O dağların arasında süzülürken kalbinde sakladıklarını paylaştı benimle. Bu güzellikleri görmenin başka yolu yoktu zaten. Yarısı çam diğer yarısı fındık dolu ama her daim yemyeşil dağları görmenin en güzel yolu Melen'di.  Bot kayarken suyun üzerinde dağları seyreyledim. Ama dedim ya suyla bir olmak gerekti. Yoksa üzerinden kaydırmaz ya atar kayalara ya çeker suya. Melen bu dağları çocuğu. Akmaz boşuna öğretir bir bilge gibi.  Öğrendik biz de bir talip gibi.

Melen'den bize kalan izler de bunlar oldu.

Melen Çayı
Dokuz Değirmen Köyü'nde 600 senelik çınar 
Dokuz Değirmen Köyü'nün su değirmenlerinde bir tanesi
Dokuz Değirmen Köyü'nün su değirmenlerinde bir tanesi
Harmankaya Şelalesi'ne giderken karşılaştığımız kaya duvarı.
Sanki Roma kalma örme duvar gibi gibi ama doğal kayalık

10-15 yüksekliğinde parfüm kulesi sanki. Hele hafif bir rüzgar çıktığında mest ediyor insanı.
Etrafındaki yeşilliklerde fındık bahçeleri. Düzce'nin köyleri çok güzelmiş yahu :))

Melenci Rafting Tesisleri
Trekking Time Rafting Team

23 Nisan 2016 Cumartesi

Rumeli Hisarı'nda Erguvanlar Arasında Boğaz Seyri

Erguvan Bahçesi Rumeli Hisarı
Nisan ayı benim için ve dahi İstanbul için Lale ayı olsa da en az onun kadar şehre renk katan başka bir çiçek daha var. Erguvan ağaçları mor-lila renkli çiçekleri ile Boğaz'ı çepeçevre sarar bu ayda. Özellik Boğaz gezilerinin keyfi bir başka olur erguvanlarla. Yapılaşmanın olmadığı koru ve sırtlarda daha bir toplaşırlar erguvanlar. İşte o alanlardan bir tanesi de Rumeli Hisarı'dır. Geniş bir parkı andıran iç bahçesi ile Rumeli Hisarı erguvanların ve boğazın en güzel yaşandığı yerlerden birisidir.

Rumeli Hisarı'na Eminönü-Beşiktaş'tan Sarıyer istikametine sahil yolunu kullanmak yerine Hisarüstü'nden inmeyi tercih ederek hem trafik çilesi çekmemiş olursunuz hem de şirin boğaz semtinin mor salkımlı sokaklarında da yürüme fırsatı bulabilirsiniz. Levent-Boğaziçi Üniversitesi Metro hattının renkli koridorlarında yürümek ayrı bir güzellik olacaktır. Boğaziçi Üniversitesi'nin arkasından BÜMED yolundan aşağıya doğru kendinizi bıraktığınızda Rumeli Hisarı'nda bulacaksınız kendinizi. Merak etmeyin kaybolmazsınız. Her yol boğaza çıkar buralarda. Yol yoksa da merdiven vardır muhakkak.

Hisarüstü'nde Saruca Paşa Burcundan Boğaz Manzarası  

Rumeli Hisarı


Rumeli Hisarı müze olarak işletilmekte. Müzekart ile 09:00 ila 19:00 arasında giriş yapabilirsiniz. Geçen seneye kadar burçlara ve duvarlara çıkılabiliniyordu. Bu sene bir ziyaretçinin düşüp ölmesinde sonra burçlara çıkmak yasaklanmış. Bu yüzden sadece iç bahçede gezmek serbest.  Girişte Osmanlı topları sergilenmekte onun haricinde sadece hisarın güzelliği ve sakinliği ile baş başa kalıyorsunuz.  
Rumeli Hisarının tarihi kaynaklardaki ismi Boğazkesen Hisarı. Hem Boğaz'ı hem Bizans'ın boğazını kesmiş çünkü. Hisar Fatih'in büyük dehasının bir eseri. Planını bizzat Sultan Mehmet yapmış. Hatta vezirleri ile birlikte inşaatında taş bile taşıyarak işçilere moral vermiş ve 4 ay gibi kısa bir süre de tamamlanmasını sağlamıştır. Hisarın her bir burcunun inşaatı bir vezirinin sorumluluğuna verilmiş. Bundan dolayı vezirlerin isimleri bu burçlara verilmiş. Sahilden girişte  kıyıda Halil Paşa Burcu, sağ taraftaki Saruca Paşa Burcu, solda ise Zağanos Paşa Burcu yer almakta. Bu burçlar dünyada en büyük kale burçları olarak gösterilmekte. Hisarın en önemli özelliği burçlar ve duvarları ile kuşbakışı kufi harflerle Muhammed yazmasıdır. 1856’da İstanbul’u ziyaret eden Amerikalı ünlü yazar Herman Melville  bu özelliğine işaretle Sultan Fatih'in adeta İstanbul'a taşlarla imzasını attığını ifade etmiştir. Çünkü  Muhammed ile Mehmet'in Arapça aynı harflerle yazılmaktadır.


Ebu’l Feth Camii


Ebu’l Feth Camii ( Rumeli Hisarı Camii)

Hisarın ortasında Ebu’l Feth Camii yer almakta. Fetihten sonra yaptırılan ilk cami olmasına karşın hazin bir hikayesi vardır. Fetihten sonra hisar uzun süre bir askeri garnizonu barındırmış cami de askerlere hizmet etmiş. Daha sonra halkın yerleşmesi ile bir mahalle oluşmuş hisarın içinde. Ancak 18.yy  çıkan bir yangında mahalle ile birlikte camide büyük hasar almış. 1953 yılına kadar metruk bir halde kalan Hisar Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın talimatı kamulaştırılmış ve tüm binalar yıkılmış. Sadece caminin yıkık minaresi bırakılmış.

1958 yılına gelindiğinde ise ünlü tiyatro sanatçısı Muhsin Ertuğrul tarafında caminin bulunduğu alana açık hava tiyatrosu kurulmuş. Halen oturma merdivenleri duran tiyatroda 80'li yıllardan sonra açık hava konserleri verilmiş. Hem cami alanında konser verilmesi hem müzik için kurulan tesisatın Hisara hasar vermesi büyük tepkilere neden olmasına rağmen devam etmiş uzunca bir süre.

Geçen sene alınan bir kararla İBB tarafında cami tekrar inşa edilmiş.

****

Hisarüstünden Erguvan Eşliğinde Boğaz Manrası
Halil Paşa Burcu
Boğaz'a Erguvan Penceresi
Zağanos Paşa Burcu'ndan Rumeli Hisarı ve Boğaz 
Rumeli Hisarı Saruca Paşa Burcu
Osmanlı Topları
Osmanlı Topları
Rumeli Hisarı'ndan Anadolu Hisarı






17 Nisan 2016 Pazar

Hacı Selim Ağa Kütüphanesi : Bir Dünya Huzur


Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, Üsküdar'da balıkçı pazarının hemen arkasında yıllardır önünden geçip gittiğim ancak merak etmeme rağmen içine hiç giremediğim bir yerdi. Kütüphane normalde hafta sonları kapalı olduğu için giremiyordum aslında. Rahşan Tekşen hanımefendinin "Kırkbir Kere İstanbul" kitabında kütüphanenin hikayesini okuyunca merakım daha da artmıştı. Haftasonu yolum yine Üsküdar'a düştüğünde önünden geçtim yine. Bu sefer kapısı açıktı. Hemen girdim içeri. Avluya girer girmez sanki farklı bir zaman dilimine geçtiğimi hissettim. Şehrin karmaşından kurtulup huzur doldu içimi. Avlunun ağaçlarla kaplı olmasının yanında kitapların ağırlığının etkisi de vardı elbette.

Hacı Selim Ağa Kütüphanesi dış avlu kapısı
Kütüphanenin çok nazik bir güvenlik görevlisi var. İç kısımda fotoğraf çekmeme izin vermemesine rağmen avluda çay ikram etmesi ile gönlümü aldı. Kütüphane müdürü de avluda oturuyordu. Kısa bir sohbetimiz oldu kendisi ile. Nadide eserleri barındıran bir yapı. Elyazma eserler iç kısımda özel olarak muhafaza ediliyor. Haliyle oraya giremedim. Ancak tüm el yazmaların tıpkı basımları mevcut. Onları inceleme fırsatı buldum. Orjinalleri olmasa bile kitapların dünyası bambaşka. Allah Hacı Selim Ağa'dan razı olsun.

Peki kim bu Hacı Selim Ağa. Üsküdar'ın merkezine bu şirin kütüphaneyi ne zaman niye yapmış ? Aslında sadece kütüphane yaptırmamış. Bir de Sıbyan Mektebi varmış yanında. Bir de çeşme yaptırmış suyu Bülbüldere'den gelen. Talebeler hem okusun hem ferahlasın diye. Taş Mektep deniliyormuş ahali arasında. Ancak 1930'lu yıllarda yıkılıp yerine daha büyük bir ilk okul yapılmış. Adı miras kalmış sadece. Hacı Selim Ağa İlkokulu. Üsküdar'dan Altunizadeye çıkarken hemen sağda kalmakta. Okul ve kütüphane yan yana. Bundan daha büyük bir miras bırakılabilir mi ?

Hacı Selim Ağa aslen İranlı bir köle iken Reisülküttab Mustafa Efendi’nin sahip çıkması ile önce azâd ediliyor. Sonra aldığı eğitim ile devlet hizmetine giriyor. Taşıdığı istidat ve çalışkanlığı sayesinde süratle ilerliyor ve üst kademelerde vazifelerde bulunuyor. Son olarak Tersane Eminliğine getirilen Selim Ağa , Sultan III.Selim’in tahta çıkışından sonra savaş gemilerinin yapımını geciktirdiği için idam ediliyor. Böyle güzel bir eser veren bir zat için hazin bir son. Bu sebeple kütüphanenin bahçesinde yer alan mezarının kitabesinde  Tersane-i Âmire Emini merhum ve mahfur maktul el-hac Selim Ağa ruhuna Fatiha yazmakta.

Kütüphanenin avlu giriş kapısının üstündeki  dönemin meşhur hattatlarından Yesârî  Mehmet Efendi’nin hattı ile yazılmış kitabesinde aşağıda ibare yer almakta. Sanki yıkılan okulun hüznü var satırlarında.

“Mükemmel bir kütüphane bina etti li vechillah,
Sigâr-ı ümmete mekteb, kibârına kütübhane”

Küçücük bir yerde bir dünya huzur bulmak isterseniz Hacı Selim Ağa kütüphanesini ziyaret edin. Kütüphanenin hemen arkasında ailesi ile birlikte kabri bulunun Selim Ağa'ya fatiha okumayı da ihmal etmeyin sakın.

Hacı Selim Ağa Kütüphanesi Kapısı ve Hattı
Hacı Selim Ağa Çeşmesi
Hacı Selim Ağa Kabri




 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys