20 Nisan 2014 Pazar

Arap Camii : İstanbul'da Endülüs Kokusu Almak

Arap Camii
Arap Camii Karaköy Perşembe Pazarı'nda köhnemiş binaların, hırdavatçı dükkanlarının arasına gizlenmiş aslında bir kaç sene öncesine kadar unutulmuş, unutturulmuş, kendi kaderine terkedilmiş bir hazine. Karaköy Meydandan Haliç boyunca yürüdüğünüzde sağ tarafta kalmasına rağmen  meraklı gözler haricinde kimsenin dikkatini çekmez.  İki sene önsesine kadar benim bile haberim yoktu açıkçası. Bir Arap Camii'nin varlığından haberdardım. Endülüs'lü müslümanların yerleştirildiğini biliyordum ama nedense hep Yeraltı Camii aklıma geliyordu. Candostum Yavuz Alper'le bir Ramazan günü mahya çekimi için Karaköy'de mekan ararken keşfetmiştim Arap Camii'ni. 11 Ağustos 2012'de kaleme aldığım notlardaki duygular halen yaşadığıım için kelime kelime aktaryorum.

Arap Camii ile tanışma anım. 

"İstanbul’da Endülüs Kokusu Almak : 
      Bu akşam İstanbul’u ne kadar bilmediğimi bir kez daha şahit oldum. İsmini tarihçesini hikayelerini bilmeme rağmen Arap Camiini ilk defa gördüm. Eski bir kilise çan kulesi olmasına rağmen caminin minaresi Endülüs Mimarisine o kadar çok benziyordu şaşkınlıktan uzun süre kendime gelemedim. Yıllardır okuduğum, araştırdığım, seyahat planları yaptığım, hayatımda sayacağım en önemli 3 şeyden biri olan Endülüs’ten bir parçanın kapımın dibinde olmasına rağmen fark etmemem büyük bir gaflet. İnternette gördüğüm bir tabir bunun nedenini açıklıyor açıkçası. “Arap Camii görünmezliğini koruyor”. Arap camii ile tanışmamız da ayrı bir güzel oldu bu gece. Karaköy Perşembe pazarında bir otelin terasında mahya çekimi için plan yapmıştık. İftarımızı da otele yakın bir dükkanda yapıp hemen çekimlere başlamayı düşünüyorduk. İşte o zaman fark ettim Endülüs tarzı minareyi. Ara sokaktan selam veriyordu bize. Ancak durmayıp otele devam ettik. Otele geldiğimizde etrafında bir tane bir bile dükkanın açık olmadığını görünce nerdeyse İstanbul ortasında iftarı kaçıracaktık. Geriye dönüp sağa sola bakınırken sanki ara sokaktan bizi çağıran bir şey vardı. Can dostumun acaba camide iftar veriyorlar mıdır düşüncesi ile girdik avluya. Nasibimiz bizi bekliyordu masalarda. İftar sahiplerine dualarımızı yaparak sevinçle yaptık iftarımızı. Belki de bu ramazan keyif aldığım en güzel iftardı. Mütevazi ama samimi. Avludan çıkarken Endülüs’ün kokusunu duyduğumu hissettim bir an. Zulümden kaçan Endüslülerin getirdiği bir koku. Endülüs bende bir sevda iken bu kokuyu yıllardır neden alamadım acaba. Geçte olsa keşfetmekten memnun oldum. En uğrak mekanlarımdan biri olacaktır artık Arap Camii. "

Arap Camii'ne bir kaç kere daha uğrasamda geniş bir çekim yapamamıştım bir türlü. Kısmet bu hafta sonunaymış. Doya doya her köşesini fotoğrafladım. Elbette halka açık olan kısımları. Kule'ye özel izin alıp çıkmalı.  Gelelim camiinin hikayesine.

İstanbul'da inşa edilen ilk camii olarak kayıtlara geçmiş. İstanbul'un Ebu Eyyûb el-Ensari'nin katıldığı kuşatmadan 50 yıl sonra yapılan 7 yıllık 3. Arap kuşatması boyunca Galata'yı elinde tutan müslümanların namaz kılmaları için 717 yılında komutan Mesleme Bin Abdülmelik (R.A) tarafından yaptırılmış. Kabri ya da makamı günümüzde caminin köşesinde yer almakta. Arapların geri çekilmesinde sonra Bizanslılar tarafından bir çan kulesi ilave ettirilerek kiliseye çevrilmiş. Günümüzdeki minare aslında bu bu çan kulesi. Fetihten hemen sonra tekrar camiye çevrilen yapının Arap Camii ismini alması ise İspanya'dan sürgün edilen bir kısım Endülüs müslümanlarının bu caminin etrafına yerleştirimesi sonrası olur.

Bu rivayet bana Mine Sultan Ünver'in Hilalin İki Ucu isimli romanında konusu geçen tarihi iddiayı hatırlatmakta. Kimi tarihçilere göre Araplar İstanbul'u deniz yolu ile alamayacaklarını anlayınca kendilerine farklı bir rota çizerler. Karadan yani tüm Avrupa'yı fethederek İstanbul'a almaya çalışırlar. Bunun ilk adımı olarak İspanya'ya çıkarlar. Ve çok kısa bir zamanda Fransa'ya kadar gelirler. Sonrası 800 yıllık Endülüs medeniyet. İşte İspanya'yı fetheden Arapların torunlarının geç ve hüzünlü de olsa  İstanbul'a gelmiş olmaları anlamlı benim için.

Hakkındaki çeşitli rivayetlere rağmen Arap Camii benim Endülüs kokusu aldığım bir mekan. Şamdaki Emevi Camii tarzı minaresi, at nalı bahçe kapısı, ahşap iç döşemeleri ile huzur dolu bir ortam. Hatıralarımda hep özel bir yer teşkil edecek.

Heyecandan bu açıdan fotoğraf çekmeyi unutmuşum. Arkadaşım Sinan Doğan'ın arşivinden bir kare
Bakınız : https://www.flickr.com/photos/sinandogan/3843012563/

















2 yorum:

Devirdaim dedi ki...

düşünsene bir de etrafı temizlendiği zaman nasıl olur.. inş. o günleri de görürüz

Fatih YILDIZ dedi ki...

O günleri görürmüyüz bilmiyorum ama güzel olacağı kesin.

Yorum Gönder

 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys