İstanbul‘u tek başıma yaşamayı seviyorum. Bu sevgi, şehrin görünmeyen yüzünü gösteriyor bana. Daha önce fark etmediğim kapılarını açıyor, yürünmeyen sokaklarına çıkarıyor. Bu sefer İstanbul’un merdivenleri çıktı karşıma.
Pazar günü, Park Otel’deki kahvaltı organizasyonunun ardından Karaköy civarındaki fotoğraf sergilerini gezmek üzere sahile doğru yokuş aşağı yürümeye başladım. Mebusan Yokuşu’na geldiğimde, tam sahile çıkacakken merdivenli bir yokuş ilişti gözüme. Birkaç renkli ahşap bina da dikkatimi çekince merdivenleri tırmanmaya karar verdim. (İlk fotoğraf)
İyi ki de öyle yapmışım. Yokuşun atmosferi o kadar hoşuma gitti ki yürümeye devam ettim. Bir süre sonra, daha önce fark etmediğim, İstanbul’un bambaşka bir yüzüyle tanıştım. Fındıklı’da merdivenlerin ve yokuşların birbirine kılcal damarlar gibi bağlandığını görmek beni şaşırttı. Araçların geçtiği caddelere hiç çıkmadan, yalnızca merdivenler ve aralarındaki bağlantı yollarını kullanarak apartmanların arasında dolaşabiliyorsunuz. Bir merdiven diğerine, o bir başkasına bağlanıyor. Her dönüşte yeni bir sokak, yeni bir manzara, yeni bir keşif…
Aslında İstanbul’un merdivenleri pek de üzerinde durmadığımız gerçeklerinden biri. İstanbul, özellikle tarihi yarımada, Galata ve Haliç çevresinde, tepelerle vadilerin iç içe geçtiği bir coğrafyaya sahip. Yerleşimler kıyılardan iç kesimlere ve tepelere doğru yayıldıkça sokaklar da bu araziye uyum sağlamış. Bazı bölgelerde öyle dik yokuşlar oluşmuş ki merdivenler, gündelik hayatın vazgeçilmez bir parçasına dönüşmüş. Böylece yokuşlar, merdivenli sokaklar ve kıvrımlı yollar bir ulaşım ağından çok daha fazlasını oluşturmuş. Şehrin kendi içinde, çoğu zaman gözden uzak kalan başka bir dolaşım ağı ortaya çıkmış.
İstanbul’un yokuşları yalnızca coğrafyanın bir sonucu değil. Aynı zamanda insanların nerede yaşadığını, nasıl çalıştığını ve hangi güzergahları kullandığını anlatan birer şehircilik belgesi. Merdivenler ise yalnızca bir yerden başka bir yere ulaşmayı sağlamıyor; mahalleye karakter, yürüyüşe de keşif duygusu katıyor.
Fındıklı, özellikle renkli merdivenleriyle bir dönem oldukça meşhur olmuştu. Bu yüzden merdivenleri bana yabancı değildi. Ama bu merdivenlerin birbirine bağlandığı sokaklarda, araç trafiğine hiç karışmadan böyle bir yürüyüş rotası oluşturabileceğimi hiç düşünmemiştim.
Pazar günü Fındıklı’da yaptığım bu yürüyüş, fotoğraf sergilerine giderken kendiliğinden başlayan küçük bir keşfe dönüştü. Bazen İstanbul’u tanımak için yeni bir yere gitmek gerekmiyor. Bildiğin bir yerde, daha önce hiç dönmediğin bir sokağa sapman yetiyor. Yeter ki acele etme. Bir merdivenin davetine kulak ver.
İlk fotoğraf Ihlamur Deresi Köprüsü, ikinci fotoğraf ise Ihlamurdere Caddesi. Aralarında çok değil 80 sene…
İnsanlar parayı almadan önce mi ahlaklıdır, yoksa para henüz ellerine geçmediği için mi? Ya da…
Metroda kitap okumayı seviyorum. Bu yüzden bazen özellikle arabayı evde bırakıp metroya biniyorum. Dün akşam…
Bu dünyada görmek istediğin değişiklik ol Hindistan'ın kuruluşunun zeminini hazırlayan Mahatma Gandhi'nin barış yanlısı yaşamı…
Hep çok seyahat eden adamların arasına giriyordum, çünkü biliyordum ki aradıklarımı görecek ve hatırlayacak olan…
Rosa Adası Rose Adası Cumhuriyeti, 1968 yılında İtalyan mühendis Giorgio Rosa'nın Adriyatik Denizi'nde kendi inşa…